Yazdır

Kuvvetlİ Hafiza

İngiltere'de Guy's Hastanesi ve Kings College Üniversitesi doktorları, beynin egzersiz, vitamin ve mineral içeren besin maddelerin ihtiyacı olduğuna dikkat çekerek, hafızayı kuvvetlendirmenin 10 yolunu şöyle sıraladı:


Soya: Soyadaki doğal östrojen hafızayı hem kuvvetlendiriyor hem kıvraklaştırıyor.
Hafıza mineralleri: Vücutta demir ve çinko azlığı, belleği zayıflatıyor, çünkü azalan hemoglobin nedeniyle beyne yeterince oksijen taşınmıyor.
Kahve: Kafein zihin performansını, hafıza ve konsantrasyonu artırıyor.
Zihin egzersizi: Zihnini aktif tutanlarda bellek daha kuvvetli.
Vücut egzersizi: Haftada üç kez yarım saatlik egzersiz, hafızayı zayıflatan stresi azaltıyor.
Sakız çiğnemek: Sakız çiğnerken beynin 'hippocampus' bölümü daha iyi çalışıyor.
Gingko Biloba: Aynı adlı ağaçtan elde edilen madde, damarları açıp beyne daha fazla oksijen taşıyor.
Yağlı balık eti: Haftada üç kez yağlı balık veya üç gün 330 mg. balık yağı hapı, hafızayı güçlendirecek 'Omega 3' yağ asitlerini almanız için yeterli.
Adaçayı: Zihin yorgunluğu için en iyi çare. Adaçayı familyasından limonun yağından elde edilen esansın da konsantrasyonu arttırdığı keşfedilmiş.
B vitamini: Beyni serbest radikallerden koruyup beyne daha fazla oksijen gelmesini sağladığı için Niacin, B3, B13 vitaminleri bellek için çok önemli.

 

 

 

 

limon ve sarmısak mucizesi.....

2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım. Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten sonra en az yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

100 KANITLANMIŞ YARARLARI

1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor
2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.
6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor,felçlere ve VERTİGO'da fayda veriyor.
7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.

N O T : İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış ilaç hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve uygulamışlar şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim
yaratacağı söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı çözülmeye çalışılıyor.

Dr. Sencer TEPE

Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

Herbalist Tarkan Güveloğlu, alternatif yöntemlerin ve bitkilerin sadece zayıflamaya yardımcı olabileceğinin altını çiziyor.
Bitkilerin zayıflamada bitkilerin etkisini sorduğumuz Herbalist Tarkan Güveloğlu, alternatif yöntemlerin ve bitkilerin sadece zayıflamaya yardımcı olabileceğinin altını çiziyor.

"Alternatif yöntemler ve bitkiler ancak zayıflamaya yardımcı olur. Önce tatlı ve hamur işini yemeyi bırakacaklar. Haftada birgün de egzersiz yapmaya çalışacaklar. Tatlı ve hamur işi yiyen ve egzersiz yapmayan birinin bitkilerin yardımıyla kilo vermesi mümkün değildir" diyen Güveloğlu, piyasada zayıflatıcı etkisi olan çayların etkili olmadığını belirtiyor. Zayıflamada yardımcı olan isa keten tohumu gibi tokluk hissi veren bitkiler.

KETEN TOHUMU TOK TUTAR

Zayıflamak için tokluk hissi veren bitkilerin tüketilmesini öneren Tarkan Güveloğlu, keten tohumu, kereviz, rezene, tarçın, limon kabuğu yağını öneriyor. Keten tohumunun zayıflama da son derece etkili olduğunu belirten Güveloğlu, "Keten tohumu, hem tok tutar hem bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı da önler. Keten tohumunu bir bardak yoğurtla karıştırıp içtikleri zaman midede şişkinlik yaratır ve tok tutar" diyor.

SİNAMEKİDEN UZAK DURUN

Piyasada satılan zayıflama çaylarının zararlarına da dikkat çeken Tarkan Güveloğlu, haftada 3 ya da 5 kilo verme vaadiyle tüketiciye sunulan bu çayların sadece vücuttan su atılmasını sağladığını ama zayıflamaya etkisi olmadığını anlatıyor: "İnsan vücudunun yüzde 70’i sudur ve bu çaylar bir hafta süreyle kullanıldığını vücutta 4-5 kiloya denk gelecek miktarda su atılır. Piyasadaki çayların çoğu, bağırsakları düzleştirip vitamin kaybına yol açar. İnsanları vitaminsiz bırakabilir. ’Bir haftada 5 kilo verin’ iddiasıyla piyasaya sürülen çayların özelliği idrar söktürücü olmalarıdır. İnsanlar zayıfladıklarını zannederler ama kaybettikleri sudur."

Sinameki otu içeren çaylardan uzak durulması gerektiğini söylen Güveloğlu, bu bitkinin fazla tüketildiğinde bağırsak tembelliğine sebep olabileceğini dile getiriyor. Normal çay ve kahveyi fazla tüketmenin de metabolizmayı bozacağını belirten Güveloğlu, adaçayı, kuşburnu, ıhlamur, rezene, kekik, tarçın tüketilmesini öneriyor.




--------------------

 

Şeker hastalığı, hastanın diyet ve yaşam tarzıyla büyük ölçüde önlenebilecek, geciktirilebilecek bir hastalık olduğu için aşağıdaki gerçekleri bilmemizde yarar var.

Dr. Murat Kınıkoğlu‘nun tavsiyeleri

Okurlarım ve hastalarım bilirler, “hastalık öcüsüyle” insanları korkutmayı doğru bulmam. Buna karşılık bazı önlemler alınarak önlenebilecek, hatta iyileştirebilecek hastalıklarda yılların boşa geçirilmesine çok üzülürüm. Şeker hastalığı, hastanın diyet ve yaşam tarzıyla büyük ölçüde önlenebilecek, geciktirilebilecek bir hastalık olduğu için aşağıdaki gerçekleri bilmemizde yarar var.

Şeker hastalığının kötü tarafı, damarların içinde yağ birikimine neden olarak kalp, beyin, böbrek ve göz damarlarını bozması ve zamanla bu organlarda yetmezliklere neden olmasıdır. Böbrek yetmezliğinin ve sonradan olma körlüğün en büyük nedeni şeker hastalığıdır. Yüksek şeker, zamanla sinirleri etkileyerek el, ayak ve yüzde duyu bozuklukları gelişmesine neden olabilir. Archieves of Neuorology Nisan 2007 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre unutkanlık ve erken bunama şeker hastalarında daha erken ve daha sık görülüyor. Kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümlerin % 65’i daha önceden hafif şeker yüksekliği olan kişilerde görülür. İşin kötü tarafı bahsettiğimiz bu organ hasarları bir kez ortaya çıktıktan sonra oldukça zor tedavi edilir. Bu yüzden şikayetler ortaya çıkmadan önce, prediyabet dönemi dediğimiz yatkınlık döneminde gerekli önlemleri alarak şekeri “ötelemek” en doğrusudur.

Sağlıklı ve uzun bir yaşam için.

Aşağıdaki önerilerime şekeri olsun olmasın herkesin uymasında fayda var.

1- İçinde beyaz şeker olan her şeyden uzak durun. İdeal olanı şeker ve şekerli maddeleri hiç kullanmamak, beyaz şeker tüketimini tamamen sıfırlamaktır.

2- Kola vb. gazlı, şekerli içecekleri asla içmeyin.

3- Çay kahve gibi içeceklerinizi tatlandırıcı ile değil “şekersiz” içmeye alışın. İlk günler zor olabilir ama araştırmalar, kişilerin en geç iki ay içinde şekersiz içeceklere alıştığını göstermektedir. Hayatınız boyunca içeceğiniz çay ve kahveyle boş yere aldığınız şekeri düşünürseniz bu çabaya değeceğinizi anlarsınız, hemen bugün başlayın ve iki ay sabredin.

4- Günde bir çay kaşığı “tarçın” yiyin. Tarçının kan şeker seviyesini dengelemekte yararlı olduğu gösterilmiştir. Yalnız şeker hastalarının değil, ailesinde şeker olanların da “tarçın” almasında yarar var. Tarçını, kabuğundan yapılmış çayı içerek veya bir tatlı kaşığı toz tarçını bir parça ekmek içinde yutarak alabilirsiniz. Ben sabah kahvaltısında, daha önce tarifini verdiğim keten tohumu, üzüm, yulaf, fındık, süt karışımının içinde kullanıyorum.

5- Her gün 30-45 dakika hızlı tempoda yürüyün veya ağırlık kaldırma egzersizi yapın. 55-69 yaşları arasında 41 bin kadın üzerinde yapılan bir çalışmada düzenli spor yapanlarda diyabet riskinin %31 daha az olduğu gösterilmiştir. Anne-babanızda diyabet varsa, sizin şeker sonuçlarınız normal olsa bile hemen yürümeye ve spor yapmaya başlayarak ileride şeker olma ihtimalini azaltabilirsiniz.

6- Kesinlikle ideal kilonuza inin, yani şişmansanız zayıflayın. (Kısaca kilonuz boyunuzun küsüratından az olsun, örneğin 1.70 cm boy için=70 kg’dan az olun.)

7- Alkolü mümkün olduğu kadar azaltın.

8- Yemeklerinizde margarin kullanmayın.

9- Sebze yemeklerini ve salatayı artırın.

10- Tansiyonunuzun kontrol altında olduğundan emin olun (Her zaman 140/90 ve altı olsun)

11- Çalışmalar şeker hastalarının aspirinden yararlandığını gösteriyor. Bu yüzden gizli veya aşikâr şekeriniz varsa düzenli olarak, düşük doz, bağırsakta çözülen aspirin preparatı alın.

12- Kesinlikle sigara içmeyin.

13- Şekere yatkınlığı olanların ve kilolu kişilerin tansiyon ilacı olarak beta bloker veya idrar söktürücü ilaç kullanmalarının ileride şeker hastası olma ihtimallerini %28-50 oranında artırdığını gösterilmiştir. Doktorunuzla konuşarak kullandığınız tansiyon ilacının şeker hastalarında güvenle kullanılan gruplardan birisinden olduğundan emin olun.
Bazı besinlerin mucizevi faydaları olduğu bilimsel araştırmalarla sunuldu ve bu besinler sağlık kaynağı kabul edildi. Ancak yeni araştırmalar bilinenlerin aksini ortaya koydu.

Bazı besinler gündelik hayatımızda sağlık kaynağı olarak kabul ediliyor. Ancak yeni araştırmalar, bunların birer hurafeden ibaret olduğunu ortaya çıkarıyor. İşte bu yanlış inanışlardan bazıları:

* C vitamini gribe karşı korur: Bazı insanlar gribe yakalanmamak için takviye C vitamini alır. Ancak yeni yapılan bir araştırmaya göre yüksek miktarlarda C vitamini almak griple yaşanan acıyı sadece yüzde 8 oranında azaltabiliyor. Günde 1000 mg. almanın herhangi bir zararı yok, ancak mucize beklemeyin.

* Zeytin: Zeytinyağı en sağlıklı yağ olarak kabul edilir. Ancak ondan daha sağlıklı olan başka bir yağ var: Kolza yağı. Boston’daki Tufts Üniversitesi’nin araştırmasına göre, kolza yağının donmuş yağ oranı çok daha düşük. Kolesterolü düşürme oranı da daha fazla.

(KANOLA/KOLZA

Alternatif yağ bitkisi

Günümüzde karşılaşılan en büyük problemlerden birisi beslenmedir. İnsan vücudunun gerekli fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan üç temel besin maddesine ; Protein, yağ ve karbonhidratlara ihtiyacı vardır. Bu temel maddeler içerisinde yağlar enerjinin ana kaynağını oluşturmaktadır. Beslenmede işlevleri olan yağlar,kalori kaynağı olmalarının yanında vücut organlarını aşırı sıcaklık ve mekanik şoktan korurlar Vücuda mutlak gerekli olan yağ asitlerini sağlar ve yağda çözünen vitaminler için taşıyıcı özellik gösterirler (Kayhan 1981, Jhon 1992)
İnsan beslenmesinde kullanılan yağlar bitkisel ve hayvansal kaynaklardan sağlamaktadır. Hayvansal kaynaklı yağların kısıtlı ve pahalı olması nedeniyle daha ucuz olan bitkisel kaynaklı yağlara talep artmıştır.
Dünyada 13 farklı bitkiden ,çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere toplam 14 değişik bitkisel yağ üretilmektedir. İnsan beslenmesinde kullanımları ve üretim miktarları açısından önemli olanlar şu şekilde sıralanmaktadırlar.

1. Soya
2. Palm yağı
3. Kolza yağı
4. Ayçiçek yağı
5. Yerfıstığı yağı
6. Pamuk yağı
7. Hindistan cevizi yağı
8. Zeytin yağı
9. Palm çekirdeği yağı
10. Mısır Özü yağı

1998 yılı yağlı tohumlu bitkilerin dünyadaki ekim alanı 200 Milyon hektar ve tohum üretimleri ise 290 Milyon ton 'dur. Bu üretimin %53 ünü Soya fasulyesi%13 'ünü kolza, %12 sini Pamuk Tohumu,%10 'u ayçiçeği ,%7 'sini Kabuklu yer fıstığı, % 'ini Susam ,Palmiye çekirdeği , Keten hintyağı ve Hindistan cevizi oluşturmaktadır. Dünya kolza ekim alanı24.987 bin hektar ,tohum üretimi ise33.568 bin ton' dur. (kolsarıcı vd. 2000)

Dünyada başlıca Kolza üretici ülkeler;Çin, Hindistan , Almanya , Kanada ,Fransa , ve İngiltere 'dir.
Dünya başlıca kolza ithalatçıları ; A.B.D. ,Çin Honkong , Meksika' dır. Başlıca ihracatcıları ise ; Kanada , Almanya , Fransa 'dır.

Ülkemizde kişi başına bitkisel yağ tüketimi 9,6 kg/yıl sıvı yağlar ve 6,3 kg/yıl Margarinler olmak üzere toplam 15,9 kg/ yıl 'dır. Yağlı tohumlu bitkilerin yaklaşık 1998 yılı üretimleri ise 2 Milyon 238 bin tondur. Bu üretimin 300 tonunu Kolza oluşturmaktadır. Yurdumuzda tohum işleme , rafinasyon ve margarin üretim fabrikalarının üretim kapasitelerinin iç piyasa talebinin çok üstümde olması bitkisel yağ sanayicilerinin özellikle çevre ülkelerdeki ham maddeyi iyi değerlendirmeleri sonucunu doğurmuştur. Fabrikaların ihracat yoluyla getirdikleri hammadde de son 10 yılda gittikçe artmıştır. Böylece fabrikaların kapasite fazlası ihracat yoluyla önemli ölçüde kullanılmıştır. Başta ayçiçeği olmak üzere tohum ve yağ olarak palm yağı , soya yağı ülkemiz için önemli ithal yağ ürünleridir.

Ülkemizde hemen hemen her bölgede yetişebilme imkanı olan kolzanın ayçiçeğinden sonra düşünülebilecek ilk bitki olduğu söylenebilir. Yazlık ve kışlık formları bulunan bu bitki yağ bitkileri içerisinde en erken hasat olgunluğuna ulaşmaktadır. Kolza tohumlarında % 45 oranında bulunan yağ daha çok likit olarak gıda sanayiinde değerlendirilmektedir. Birim alanda diğer yağ bitkilerine nazaran daha yüksek tohum ve yağ vermesi , ekiminden hasadına kadar bütün yetişme tekniğinin mekanizasyona uygun oluşu bu bitkinin üstün özelliklere sahip bir yağ bitkisi olduğunu göstermektedir.(kolsarıcı 1993)

Crucifera familyasında yer alan Kolza (Brassica napus ssp. Oleifera L. ) ve yağ şalgamı ( Brassica rapa ssp. Oleifera L. ) çok eski yıllardan beri tarımı yapılan önemli yağ bitkilerindendir. Asya ve Avrupa ülkelerinde 13. Y.Y bu yana Kolza yağı üretilmektedir. O yıllarda Kolza yağı genellikle aydınlatma amacıyla kullanılırken ,1955-1957 yıllarında ilk yenilebilir Kolza yağı ekstrake edilmiştir.
Araştırmacılar Kolza yağında yüksek oranda eikosenoik asit ve erusik asit bulmuşlar, bu yağ asitleri de insan sağlığına zararlı olduğu için Kolza üretimini yasaklamışlardır. Daha sonra 1960 'lı yıllarda , düşük erusik asitli ve eikosenoik asitli varyetelerin izolasyonu başta Kanada , ve Almanya olmak üzere birçok ülkede sağlanmıştır.

Türkiye'de Kolza üretimi 1948 'den başlayarak istatistiklere girmiş fakat çok az üretilmiştir. 1960 'lı yıllardan sonra Kolza üretiminde önemli sayılabilecek bir artış görülmüştür. 1979 'larda büyük bir patlama yaparak 27.500 hektar ekiliş ,43.000 ton üretim potansiyeline ulaşmıştır. Sonraki yıllarda yağında doymamış yağ asitlerinden olan 22:1 karbonlu erusik asit' in yüksek oranda bulunması nedeniyle ekim yasağı getirilmiştir. Bunu takip eden yıllarda birçok ıslah çalışmaları sonucunda elde edilen erusik asitsiz , glikosinolatsız OO tipi yazlık ve kışlık Kolza çeşitleri getirilerek Çukurova bölgesinde ekimi yapılmış ve çok iyi sonuçlar alınmıştır. Fakat kolza'nın ekim alanının genişlememesine ; Kuraklık , hastalık ve zararlılar dışında özellikle taban fiyat politikaları , ekonomik teşvik, güvence ,depolama, ekim alanlarının kontrolsüz genişletilmesi kalitesiz tohumluk kullanımı tarımsal mekanizasyondaki eksiklikler ve üreticiye ürünün öneminin anlatılıp bilinçlendirme yöntemine gidilmemesi gibi bir takım sebepler yüzünden Kolza ' nın ekim alanlarında bugüne kadar büyük bir artış sağlanmıştır.

Türkiye 'de büyük boyutlara ulaşan yağ açığını kapatabilmek amacıyla yeni bitkisel yağ kaynaklarını kullanmamız gereklidir. Ülkemiz birçok çeşitli yağ bitkisinin yetiştirilmesine elverişli ekolojiye sahip olmasına rağmen yağlı tohum ve bitkisel yağlarda açık yıllardır devam etmektedir.
Kolza önemli bir yağ bitkisidir. Bu bitkinin ekim planında yer alabilmesi için en uygun yetiştirme tekniklerinin belirlenmesi ve bölgeye en iyi uyum gösteren çeşitlerin belirlenmesi gerekmektedir.

KANOLA NEDEN BİLİNEN EN İYİ YAĞ BİTKİLERİ ARASINDADIR?

1. Yağ verimi yüksektir Tohumlarında % 40-45 oranında yağ vardır
2. Kanola Yağı katı, sıvı, ham yağ olarak kullanılabilir.
3. Yüksek oranda oleik asit içerir.
4. Kaynama noktasının yüksek olması nedeniyle (238 C ) iyi bir kızartma yağıdır
5. E vitaminince zengindir.

* Antioksidan kanseri önler: Beta-karoten ve C ile E vitaminleri gibi antioksidanlarla ilgili araştırmalar tersini ortaya koydu. Yüksek oranlarda verilen beta-karoten sigara içenlerde kanser riskini arttırdı. Deri, ağız ve gırtlak kanserine karşı etkisi olmadığı belirlendi. 170 bin kişi üzerindeki incelemede, A, C, E vitaminlerinin kolon, pankreas ve mide kanserine de iyi gelmediği kaydedildi.

* Soyalı gıdalar meme kanserini önler: Birçok kadın buna inanır. Ancak Hollanda’da 13 ayrı çalışmayı inceleyen bilim adamları, düzenli soyalı besinlerle beslenen kadınlarda meme kanserinde bir gerileme veya yakalanma riskinde bir düşüklük görülmedi.


İçinde birçok vitamin ve mineral bulunduran elma, vücudun mahrum bırakılmaması gereken bir meyve.


Kökeni Doğu Avrupa olan elmada sindirilebilir şeker, bedenin dengesi için çok gerekli enzimler, temel asitler ve potasyum, sodyum, kalsiyum, fosfor gibi madenler bulunur. Diyetler için de mükemmel bir seçenek...

Ortalama hemen hemen herkesin severek yediği elmanın faydaları saymakla bitmiyor. Çağın belalı hastalığı kanserden, kolesterole kadar birçok hastalığın gerek riskini azaltmada gerekse önlemede önemli rol üstleniyor.

Öğle yemeğinden önce yendiğinde ya da kabuğuyla pişirildiğinde bağırsakları çalıştırır ve yumuşatır, kabızlığı önler. İçindeki petkin maddesi zararlı kolesterolü (LDL)'yi düşürürken, faydalı kolesterol (HDL) oranını yükseltir. Dalağın kan yapmasını sağlar. Çalışırken devamlı olarak oturanlar ve fazla kilolular için çok faydalıdır.

Bünyesindeki C vitamini sayesinde bağışıklık sistemi güçlenir.

Nefesi rahatlatır. Yapılan bazı araştırmalar, elma yiyenlerin daha kolay nefes aldığını göstermektedir.Gastritten kaynaklanan yanmaları hafifletir.Elma kürü, gut, böbrek, mesane hastalıkları ve hemoroit tedavisinde de işe yarar. Sabah aç karna yendiğinde kanı temizler ve toksinleri atmayı sağlar.

Isırarak yenirse, dişleri temizler ve diş etlerini güçlendirir.Uykudan önce yenirse rahatlatır ve kolay uyumayı sağlar.Yeşil, hafif ekşi olanları mide bulantılarını önler.
Düşük kalorili (50 kalori) olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler.Ortasına biraz marmelat ekleyip fırında pişirildiğinde, rejim yapanların tatlı yeme isteğini giderir.


Daha iyi nefes!

Galler’de 2500 kişi üzerinde 5 yıl süreyle yapılan bir araştırmanın sonucu, daha önce yapılan bazı araştırmalara uyumlu olarak haftalık tüketilen elma sayısının nefes fonksiyonuna pozitif etkileri olduğunu göstermiştir. Yenen ortalama elma miktarı arttıkça sigara kullananlar da bile nefes alma kapasitesinde artış saptanmıştır. Bu etki elmadaki antioksidanlardan kaynaklanmaktadır.

herbalistatabay.com

***
***

Elma

En çok tüketmemiz gereken meyvelerden biridir elma. Kalsiyum, C vitamini ve Demir yönünden zengindir. Kanı temizler, Cilde parlaklık ve güzellik verir, ağızdaki kokuları giderir, soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir, kolesterolü düşürür, yorgunluk ve uykusuzluğa iyi gelir.

***
***

Elma Hafızayı Güçlendiriyor

Yeni bir çalışmaya göre elma, beyin hücrelerinin hafıza kaybına yol açacak şekilde zarar görmesini engelliyor ve dolayısyla Alzheimer hastalığını da bir şekilde engelliyor.

Massachusettes Üniversitesi araştırmacıları elma da ve elma suyundaki antioksidan özelliklerin beyin hücrelerine oksidasyonun verdiği zararları önleyebileceğini ve kişilerin yaşlılık döneminde keskin bir zekaya sahip olabileceğini belirtmiştir.

Eskiden şöyle denirdi ‘’An apple a day keep the doctor away./ Günde bir elma doktoru uzakta tutar’’. Ancak, şimdi ki bulgulara göre sağlık için günde en az iki ile dört adet kadar elma tüketilmesi gereklidir.

Bu araştırmanın lideri Profesör Thomas B Shea’ya göre ‘’Bu yeni araştırmaya göre elma yemek, elma suyu içmek dengeli bir beslenme ile birlikte beyni oksidasyon stresini zararlarından koruyabilir. Dolayısıyla bizlerin bu gibi antioksidan yiyecekleri tüketmemiz gerekir.’’

Profesör Shea bulgularını Alzheimer Mecmuasında yayınlamış ve her ne kadar daha çok araştırmaya gerek olsa bile ulaşılan sonuçların çok heyecan verici olduğunu belirtmiştir.

kaynak: thehealthnews.org


Elma, bağırsak kanserine karşı koruyucu


Uzmanlar, elmanın sağlıklı beslenmede sanılandan daha faydalı olup, bağırsak kanserine yakalanma riskini de azalttığını belirttiler.


Bu sebeple uzmanlar, her öğünden sonra elma yenmesini tavsiye ediyorlar. İçerisinde birçok mineral ve vitamin bulunduran elmanın diğer faydaları şöyle sıralanıyor:

Zayıflamak için

Elmada sadece 50 kalori bulunuyor ve içinde bulunan petkinden dolayı doyurucudur. Zayıflamak için mükemmel bir meyvedir. Düşük kalorili olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler.

Kabızlık için

Yemekten önce yenen bir elma, bağırsakta bakterilerin çoğalıp azalmasını ayarlamada rol oynar ve bu sayede kabızlığı önler.

Bağışıklık için

Elmadaki C vitamini vücudun savunma sistemini kuvvetlendirir. Bunun sonucu olarak soğuk algınlığı virüsleri vücuda giremezler.

Dişler için


Yemeklerden sonra yenen elma, çoğu zaman diş fırçalamaktan daha iyi etki yapar. Çünkü elma çiğnenirken dişlerin arası çok iyi bir şekilde temizlenir.

Kolesterol için


Elmadaki petkin maddesi, zararlı kolesterolü (LDL) düşürür; atardamarları koruyan faydalı kolesterolü (HDL) yükseltir.


Kalp için

Elmadaki etkili maddelere yeni keşfedilen "Phenylalanin" de eklendi. Bu madde, vücutta bulunan ve kalbin çalışmasında destek olan Q enzimini faaliyete geçirir.

Demir eksikliği

Demir, C vitamini ile birleştiğinde organizma tarafından mümkün olduğunca iyi şekilde alınır. Elmada her ikisi de vardır".

kaynak: habersaglik



Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Şirzat Çoğalgil, yüz felcinden korunmanın en etkin tedavisinin sakız çiğneyip balon şişirmek olduğunu söyledi

Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir. Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.

Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:

“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”

Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:

“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.

İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”



--------------------

Neden Unutur, Nasıl Hatırlarız?"

Anahtarınızın yerini sıkça unutuyorsunuz. 5 dakika önce karşılaştığınız birinin adını hatırlayamıyorsunuz. Bilim bunun
nedenini araştırıyor.Beyninizi güçlendiren ve unutmayı önleyecek faktörler..Son zamanlarda giysi dolabınızın önünde ne giyeceğinize dair daha çok zaman geçiriyor, birşey almak için gittiğiniz mutfaktan ne alacağınızı hatırlayamıyor olabilirsiniz. Hemen unutkanlıkla ilgili hastalık senaryoları yazmaya başlamayın. Çoğunlukla ileri yaşlarda görülen sorunla artık stresli ve yoğun iş yaşamı sebebiyle gençler de karşılaşabiliyor. Unutkanlığın pek çok nedeni olabilir ancak çözümsüz de değil.

Demir eksikliğiniz olabilir
Demir, beyin fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. Yetersiz beslenme veya adet dönemlerinin yoğun
geçmesi gibi nedenler hatırlama faktörlerini etkileyerek, kansızlığınız olmasa bile unutkanlığa neden olabilir. 149 kadın
üzerinde yapılan bir araştırmada, demir eksikliği olanların olmayanlara oranla sorulan soruları tekrar sorma ihtimalinin iki
kat daha fazla olduğu belirlendi. 4 ay boyunca demir desteği alan çoğu kadının, ilk testte başarılı olan gruptan daha iyi
hatırlama yeteneğine sahip olduğu görüldü. Eğer demir eksikliğinden şüpheleniyorsanız doktorunuzdan demir
eksikliğinizin olup olmadığını belirleyen ferritin seviyenizin kontrol edilmesini isteyin. Sıradan bir kan testi kansızlık
başlangıcı için yeterli değildir.

Gürültüyü önleyin
Teknoloji ve dijital gelişmelerin son sürat devam ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Ancak shaberleri dinleyerek e-maile yanıt
vermenin mümkün olduğunu biliyor muydunuz? Normalde yeni bir bilgi beynin sadece belirli bir bölümü tarafından
algılanır. Ancak birşeyi öğrenirken dışarıdan gelen gürültüyü aza indirmek gerekir. Gereksiz bilgilerden arınarak
öğrenilen bilgi daha sonra kolay hatırlanır.

Aklınızı tazeleyin
Bildiğiniz gibi meditasyon teknikleri stresi azaltmanızı sağlar. Yapılan araştırmalarda ise gereksiz yere uzun zaman beyin
hücrelerinde, akılda tutulan bilgilerin hücrelere zararlı olduğu belirlendi. Yapılan araştırmalarda, öğleden sonra 40 dakika
meditasyon yapan kişilerin, aynı sürede şekerleme yapanlara oranla daha iyi hatırladıkları belirlendi. Daha ilginci, aynı
test gece uyuyamayan kişilerin de rahat bir uyku uyumasını da sağladı. Bu nasıl olabildi? Meditasyon, uyku gibi, duyulara
ilişkin algılamyı azaltıyor ve bu da beyine, yeni bilgiler ile anıları denetleme ve sağlamlaştırma fırsatı veriyor. Düzenli
meditasyon yapmanın ise, unutkanlık için daha yararlı olacağı belirtiliyor.

Kolesterolünüzü kontrol edin
Sağlıklı bir kolesterol kalp hastalıkları kadar hafıza için de önemli.. Kanda yükselen kötü LDL kolesterolü beynin ihtiyaç
duyduğu minerallerle beslenmesini önler, kan dolaşımını olumsuz etkiler. Eğer bazı şeyleri anlamakta ve jatırlamakta
zorlanıyorsanız kolesterolünüzü de kontrol ettirmelisiniz. Yüksekse doktor kontrolünde düşürmek için çalışabilirsiniz.

İlaçlarınızı kontrol edin
Eğer huzursuzluk, depresyon gibi nedenlerle ilaç kullanıyorsanız, ilaçların unutkanlığa neden olup olmadığını kontrol edin.
Antidepresanlar, kaygı durum bozuklukları ilaçları, kemoterapi, parkinson ilaçları, uyku ilaçları, ülser ilaçları, ağrı
kesiciler hafıza sorunlarına neden olabilir. Yaş ilerledikçe ilaçların vücudunuzdaki etkileri daha uzun sürer. Bu nedenle
ilaçlarınızın dozları ve etkileri hakkında sıkça doktorunuzla konuşun.

Elma yiyin
Günde iki elma yemek veya bir bardak elma suyu içmek sizi nörolojik sorunlardan korur. İçerdiği mineraller ve
antioksidan özelliği ile yaşa bağlı hafıza sorunlarını önler. Ayrıca, elmadaki antioksidan beyin hücrelerini metabolizmadaki
glukoz gibi zararlı radikallerden korur.

Kalbinizi hızlandırın
Eski moda kalp hastalıkları ve beyin fonksiyonlarını korumanın yolu çeviklik ile canlılıktan geçer. Egzersiz yapmak beyin
fonksiyonlarını olumlu etkiler. 60-79 yaş arasında yapılan aerobik egzersizleri beyini 2-3 yıl gençleştirir.

Beyininize güvenin
Unutkanlık sorununuz hakkında üzlümeyi bırakın. Bu durumu daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramaz.

Yüksek teknolojiyle beyin gücü
Video oyunları, puzzle, sudoku gibi oyunlar beyniniz için iyidir. Zekanızı ve dikkatinizi ölçen oyunlar unutkanlığı önlüyor.
Beyin kas gibidir, gelişmek için kararlı bir meydan okumaya ihtiyaç duyar.

Ginkgo biloba
Hafızanız için 'ginkgo biloba' kullanmayı mı düşlünüyorsunuz? Bazı çalışmalar Ginkgo biloba'nın unutkanlığı önleyici
faydaları olduğunu saptasa da hala bu konuda çok fazla çalışma yapılması gerekiyor. Eğer yine de kullanmak istiyorsanız
aspirin, kanı sıvılaştırıcı ilaçlarla alınmaması gerektiğini unutmayın. En doğrusu ise, doktorunuzla Ginkgo biloba'nın size
etkilerini araştırmak ve birlikte karar vermek olmalı..

Bir bardak kırmızı şarap
Beyini güçlendiren öneriler arasında bir kadeh kırmızı şarap da bulunuyor. Ancak unutmamanız gereken alkol içermesi
sebebiyle bir bardaktan fazla alınmaması. Yoksa unutkanlık için yarardan çok zarar getirebilir.



--------------------

ARI SÜTÜ

 

Arı sütü son derece kompleks ve henüz tanımlanamayan bazı bileşikler içerdiği için sentetik olarak üretilemeyen bir maddedir. Doğal hormonlar, mineraller, B vitaminleri, folik asit, yağ asitleri, vücutta eksikliği Parkinson, Alzheimer ve benzeri diğer sinir sistemi hastalıklarına sebep olan acetylcholine maddesi, amino asitler, proteinler, yağlar ve karbonhidratlar bakımından zengindir. Ayrıca vücuttaki doku yenilemesinde ve büyümesinde önemli bir rolü olan aspartik asiti de içermektedir.

Arı sütü anti bakteriyel, anti virütik, besleyici ve yaşlanmayı önleyici etkilere sahiptir. Ayrıca solunum, iskelet, sinir, üretim, endokrin, kalp damarları, savunma ve hücre sistemleri için faydalıdır. Arı sütü hormon dengesini harekete geçirici etkiye sahiptir. Hormonları ve metabolik fonksiyonları düzenler ve normalleştirir. İnsanın yaşı ilerledikçe bozulan hücre yenilenmesine yardım eder. Deri problemlerini tedavi etmenin yanısıra derinin rengini de korur.

Kronik yorgunluk, ciddi hastalıklar, ameliyat ya da travma gibi durumlardan sonra vücudun güç kazanmasını sağlar. Enerji artırıcı etkisi vardır. Serum kolestrolü ve yağ sayımlarını düşürür, damar sertliğini engellemeye yardımcı olur. Ayrıca karaciğeri koruma, doku ve kas oluşturma, kemik büyüme ve sağlığını destekleme, hafızayı güçlendirme, kiloyu düzenleme ve yara tedavilerinin desteklenmesinde de faydalı olduğu yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır.

Almanya'da değişik alanlarda çalışmalar yapan doktorlar arı sütünü kötü beslenmiş ve prematüre bebekleri iyileştirmede kullanmışlardır. Arı sütü ile beslenen bebeklerin kilo ve sağlık durumlarında iyileşme görülmüştür. Bundan başka arı sütü verilen sinirsel ve ruhsal hastaların da normal kilolarına, daha dayanıklı bir sinir sistemine ve daha güçlü bir fiziksel ve zihinsel yapıya kavuştukları gözlenmiştir.

Arı sütü yaşlanma etkisini geciktirmek için, menopoz, beslenme yetersizliğinin düzeltilmesi, eklem iltihabı, damar hastalıkları, peptik ülserler, karaciğer rahatsızlıkları gibi rahatsızlıklarda ve genel olarak daha sağlıklı olmak için doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir

Arı sütü; işci arıların gırtlak bezelerinden salgılanan bir bal emülsiyonudur. Kraliçe arının besini olup, besin değeri son derece yüksektir. Tüm yaşamı boyunca arı sütü ile beslenen kraliçe arının ömrünün uzunluğuna da en önemli işarettir. Diğer arılar sadece 2 ay yaşarken, kraliçe arının ömrü 6 yıldır. Bu besinde, kraliçe arının niçin inanılmaz büyük (iri), uzun ömürlü, verimli ve diğer arılarla mukayese edildiğinde neden daha fazla enerjiye sahip olduğunun sırrı saklıdır. Kraliçe arı, sadece arı sütü ile beslenerek günde 3.000 yumurta üretir ve bu emülsiyon kraliçe arıyı sağlıklı ve güçlü tutmak için gerekli besinleri de sağlar. Hayatlarının ilk 2 günü bebek arılar (lavra), işci arılar tarafından yapılan özel bir karışımla beslenirler. İşci arıların yutmaksızın çiğnedikleri, çiçek tozlarından yaptıkları ve başlarının üstündeki bir bezede sakladıkları özel bir madde ile karıştırdıkları bu maddeye arı sütü denilir. İlk 2 günde, bu kuvvetli protein gıdası bebek arıları (larvaları) küçük bir arıya dönüştürür. Bu işlem gerçekleştikten sonra, işci arılar arı sütü üretimini azaltırlar ve sadece mevcut kraliçe arı ve bir sonraki sefer kraliçe arı olarak seçilen arı için üretime devam ederler. Hem kraliçe arı hem de prenses arı bu gıda ile beslenmeye devam eder.

Araştırmalar, arı sütünün insan vücuduna da, en az kraliçe arıya sağladığı yayar kadar yarar sağladığını ortaya koymaktadır. Arı sütü, bir çok çeşit etken madde; enzimler, amino asitler, vitamin ve mineraller içermekle kalmayıp, metabolizma için çok önemli olan panteik asit (pantheic acid), asetilkolin (acetylcholine), protein, bağışıklık sistemini güçlendiren ve ruhsal-fiziksel dayanıklılığı artırıcı bir yağ asidi olan 10-HDA (10-Hydroxy-2 Decenoic Acid), sepanin asit (sepanine acid), hastalıkların iyileşme döneminden sonra sindirimi düzenlemek ve iştahı açmak için çok ideal olan oleik asit (oleic acid) içerir.

Doğal hormon ve enzimleriyle beraber içerdiği vitaminler arasında tüm B vitaminleri (B-Complex vitamins), A, C ve E vitaminleri vardır. Ayrıca 10 temel amino asitten (esansiyel) sekizini de (lizin, metionin, lösin, fenil-alanin, treonin, triptofan, valin, izolösin) doğal hormon ve enzimleriyle içermektedir. Tüm bunlara ilave olarak; kalsiyum, potasyum, fosfor, demir, sülfür, bakır ve silisyum minerallerini de içerir.

Bu faydalı maddeleri yüksek oranda içerdiği için, vücudu strese ve dış etkenlere karşı güçlü kılmakta ve onun anti-bakteriyel ve antibiyotik özelliği ise soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklara karşı korunmamıza yardımcı olmaktadır.

Arı sütü bir doğa harikası olarak; aşağıdaki durumları önlemede veya iyileştirmede yardımcı olmaktadır :

· Bronşiyal Astım

· Akciğer Hastalıkları

· Uykusuzluk

· Mide Ülseri

· Böbrek Hastalıkları

· Kırıkların daha hızlı iyileştirilmesi

· Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi

· Saç, cilt ve tırnakların beslenmesi ve güçlendirilmesi

· Sindirim sistemini sağlıklı tutmak

· Üreme ve boşaltım sistemini korumak

· Ruhsal ve zihinsel (mental) dayanıklılığı artırmak

· Düşük Tansiyon

· Metabolizmayı canlandırmak, enerji vermek

· Yorgunluk

· Soğuk algınlığı ve grip

· Strese ve dış etkenlere karşı dayanıklılık

· Sinirsel ve ruhsal dengenin kurulması



Yıllardır, arı sütünün olağanüstü gençleştirme gücü ve sağlığa faydaları araştırılmaktadır. Nispeten Amerika’da pek fazla bilinmemesine rağmen, Avrupa ve Asya’da çok uzun bir süreden beri bilinmekte ve kullanılmaktadır. Arı sütü’ nün ünü 1950’li yıllarda Avrupa’da onun hakkında yayınlanan yazı ve raporlardan sonra dünyaya yayılmıştır. Gerçekte arı sütü hakkında en fazla araştırma ve tıbbi yayın Fransa, Almanya, İtalya, Rusya, Çin ve Japonya’da yapılmıştır. Şu an için Japonya dünyada en fazla arı sütü tüketen ülke durumundadır.

Arı sütü, hem erkek hem de kadınların kullanabilecekleri bir doğal ürün olup, ruhsal ve fiziksel vücudunu dengede tutmak isteyen herkes, özellikle orta yaş ve üzerinde olanlar, menopoz dönemindeki kadınlar, en yüksek fiziksel dayanıklılığı arzu eden sporcu veya vücut geliştiriciler onu kullanabilir.

UYARILAR: Arı sütü bazı kişilerde allerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Kullanım Önerisi: Arı sütü 1000 mg’lık softgeller halinde sunulmuş olup, gıda takviyesi olarak günde 1-2 defa 1 softgel alınabilir.
_________________