Yazdır

Sizi Kim Yönetiyor

     Acaba siz içinizdeki aslanı yöneten bir koyun musunuz? İçinizdeki aslanın farkında değilseniz üzülmeyin. Bunun farkında olmayan çok insan var. Öyleyse şimdi aslanınızı dinleyin. Bakın biraz kıpırdamak için sizin kendinize inanmanızı nasıl da bekliyor?Çok övgü dinlemekten kaçının. Çünkü fazla övgü insanları yanlış yönlere saptırabilir. Övülen bir insan doğru kararlar veremez.

 

En iyi plan uygulanan plandır. En kötü plan “Yarın Plan Yapılacak” planıdır. Bunuda “Bugünün işini yarına bırakma” sözüyle açıklayabiliriz.

Nefsinin dizginleri elinde olanın siyaseti de güzeldir. Şehrin tamamını bilmenler, şehirde nerede durduklarını tayin edemezler.

Ancak, dağlık konusundaki hiçbir konferans,doğa tırmanma halindeki bir adamdan daha etkileyici olamaz. Bilgi, teşebbüs için ilk karar olarak ele alındığı sürece onun gücünden şüphe edilemez.

Birçok insanın hayatı, başka insanlarla ilişkisinin, sonuçları yüzünden değişmiştir.

Korku bizim gürültümüzdür.

Sık sık karar değiştirir misiniz?

Başkalarının sizin hakkınızdaki övgü yada yergileri karşısında allak bullak olur musunuz?

Varmaya tasarladığınız bir noktaya yaklaştığınızın müjdesi olarak düşünmeniz gerekirken yolunuza çıkan bir engelde oturup ağlar mısınız?

Can sıkıcı ihtimaller karşısında derin düşüncelere dalar mısınız?

Zihninizde dudak uçuklatan korku filmleri çevirir misiniz?

Aniden çalan bir kapı zili ya da telefon, kalbinizin küt küt atmasına sebep olur mu?

Uzun bir yürüyüşten sonra gördükleriniz hakkında aklınızda hiçbirşey kaldığı oldu mu?

Fikir almak için değil de emir almak için mi danışırsınız?

Son bir yıl içinde, terk ettiğiniz kötü bir alışkanlık olmadı mı?

Kendinize acıdığınız oldu mu?

Kendiniz hakkında karar verme mecburiyetinde kaldığnızda, endişe duyar mısınız?

Size yapılan haksızlıkların artık fazla olduğunu düşünüp sızlar mısınız?

Bu sorulara “EVET” diyorsanız: Sizi siz yönetmiyorsunuz. Tamamen başkalarının, korkuların, endişelerin, kararsızlıkların kuşatması elde edebileceğiniz hiçbir başarı yoktur.

Kendi kendinizi yönetmediğiniz sürece başkalarının başarılarına ortak olabilirsiniz ama hiçbir zaferin, muzaffer kumandanı olamazsınız.

İÇİNİZDEKİ ASLANDAN HABERİNİZ VAR MI?

Her başarıyı başkalarının tapulu malı olarak görmek, her başarıya hep başkalarının layık olduğunu düşünmek içinizdeki aslanı bir koyun gibi yönetmektir.

İnsanın ve unutmayın ki herkesin içinde bir aslan vardır. Fakat kimi o aslanı kükretmesini bilir, kimi o aslanı kükreyecek diye korkar.

Kendi kendinizi yönetebilmeniz için kendiniz eminler yağdırmaya mecbursunuz. Emir vermek için güçlü; emri uygulamak içinde disiplinli olmalısınız.

GÜMÜŞ MANGALIN MASASINI SORANLARA ALDIRMAYIN

Bağdat valisi; tenkinlerden, vara yoka dil uzatanlardan o kadar bezmiş ki kızını evlendireceği zaman öyle bir çeyiz vereceğim kikimse bir eksiklik görmeyecek, kimse dudak bükmeyecek, kimse en küçük bir tenkitte bulunmayacak” demiş.

Düğünde vali memnun dolaşırken gümüş bir önünde duran misafirlerden birinin sesini yükselmiş:

“Bağdatın Paşası, Bağdatın Paşası… hani bu gümüş mangalın masası?”

Demek istenen Nasrettin Hoca’nın dediği gibi halkın ağzı torba değilki büzesin! Ne kadar titiz davranırsanız davranın birisi çıkıp gümüş mangalın maşasının olmadığını söyleyebilir.

BOĞAZLANMAYIN…

Şair Lemersier, Tolma’nın bir temsiline gider. Ancak bir subay sahneyi görmesini engellemektedir. Aralarında tartışma başlar.

Subay iyice kizdiğinde

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun? İtalya’ya giren ordunun bayrağını taşıdım”. Diyerek böbürleni.

Lemersier şu cevabı verir.

- “İbo’ya da bir eşek taşımıştır.

Son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle diyor:

“-Çok övgü dinlemekten sakının. Zira çok övgü boğazlanmaktır.”

AYIDAN DOST OLMAZ…

Yiğidin biri ayıyı ejderhanın elinden kurtarınca ayı ona bağlandı. Hastalanınca da başında beklemeye baladı.

Oradan geçen birisi başında ayının beklediği yiğidi görünce “Ayıya güven olur mu? Dedi.

-“ Ahmakların dostluğu düşmanlıktan beterdir. Haydi bırak bu ayıyı peşimden gel”.

Bunun üzerine çileden çıkan yiğid “Galibe” dedi. “Bu adam bu ayı ile dostluğumu bozmak için iddaya tutuştu. Yahut katilin biri. Kanıma kastetmeğe geldi”

Adam sözünün dinlenmediğini görünce gitti. Ayı yiğidin yüzüne konan bir sineği kovalamaya çalışıyordu. Ama sinek itmiyordu. En sonunda bir taş alıp sineği yapıştırdı. Ne var ki sinek yiğidin alnına konmuştu! Yiğidin suratı dağıldı.

Dostlarınızı kendi cinsinizden ve akıllı olanından seçin ki suratınıza bir taş inmesin.

OLUMLU PROGRAMLAR YÜKLENİN

Bilgisayarlar harddisklerine yüklü programlarla çalışırlar. Dünya coğrafyası yüklenmiş bir bilgisayardan atletizm sporu hakkında bili alamazsınız.

Bizde kendi kendimizi programlayabiliriz. Bir fıkrada kadının biri bir taksiye biniyor ve şoföre “Doğumevine” diyor. Şoför arabayı öyle hızlı kullanıyor ki sonunda trafik polisleri peşlerine takılıyor. Kadınla”Bu kadar hızlı gitmenize gerek yoktu. Doğum yapmaya gitmiyorum.ziyarete gidiyorum.” Diyor.

İlk yükleneceğiniz program iyimserlik programı olmalıdır. Bu program başarısızlığı değil, başarıyı düşünmeyi öngörür. Kendinizi siz programlayın olumlu programlayın.

SİYASETİMİZ GÜZEL OLSUN

Ömer İbn-i abdülaziz’in “Nefsinin dizginleri elinde olanın, siyaseti de güzel olur” şeklinde bir sözü vardır.

Peşin hükümlü olmak, kimi zaman kişiliğimizin bir parçası bir huy: kimi zaman, arasıra yaptığımız bir hata olarak ortaya çıkar. İlkinde görüntümüz çekilmez lekelerle kirlenir. İkincisinde de bir hatanın bir hatanın bin bedeli olur kuralı işler. Hayatımız boyunca bir defa peşin hükümlü davransak bile uğrayacağımız zarar, etkisini hayat boy sürdürecek kadar büyük olabilir.

Bir adam henüz acemilik günlerinde yeni aldığı arabasıyla birine çarptı. Çarptığı adam da o anda trafiği yönetmeye çalışan trafik polisiydi! Kenarda bekleyen ekip arabasıyla polis hastaneye götürüldü. Trafik polisi meseleye şöyle yaklaştı;

“-Bu gibi durumlar benim mesleğimin birparçası üzülmeyin”.

Arkadaşım olay yatıştıktan sonra arabasının başına geldi ve direksiyona geçti. Çevrede bekleşenler “Çok heyecanlısın. Arabayı sen kullanma” diye akıl verdiler. Arkadaşım hem de trafik polisine çarpmanın sıkıntısı ile hala olayın etkisindeydi. Buna rağmen arabayı çalıştırdı e yola çıktı. Düşüncesi şuydu: “Şimdi bu arabayı evime kadar götüremezsem, bir daha tekrar deneyemeyebilirim. Öyleyse ya şimdi yada hiç.”

Bir iki olayın etkileri ne olursa olsun hayatımızı şekillendirmesine, bizi hayatımız boyunca yönetmesine izin vermeliyiz.

Nasıl başkaları hakkında peşin hükümlü olmamamız gerekiyorsa, kendimiz hakkında da peşin hükümlü olmamalıyız.

Siyasetimiz başkalarına da güzel olsun, kendimize de.

SİZİN KAYBETTİĞİNİZİ SİZİN GİBİ ARAMAZLAR

Nasreddin Hoca’yı kırda gayet neşeli, bağıra bağıra türkü söylerken gören bir komşusu sormuş:

- Hocam, hayırdır inşallah! Keyfiniz yerinde. Ne yapıyorsunuz böyle kırlarda?

Hoca bu aniden çıkan ders fırsatını kaçırır mı? “Hiç” der:

- Komşunun eşeği kayboldu. Onu arıyorum.

Adam şaşırır:

- Amanhocam… latife yapıyorsunuz herhalde. Böyle türkü söyleyecek eşek aranır mı?

Hoca yeni bir hikmetini daha anlayışımıza hediyeeder:

- E… Ne olacak,nasıl olacak? El elin eşeğini türkü söyleyerek arar.

Bu sözün anlamı; “Kimseye umut bağlamayın,kendi işinizi kendiniz görün, aksi taktirde eliniz böğrünüzde kalabilir” den ibarettir.

HİÇ BİLENLE BİLMEYEN BİR OLUR MU

Yeteneklerimiz, kaba bir taştan, ancak bilgi ile anlamlı çekici bir heykele dönüşür. Yeteneklerimizin, herkesi etkileyecek bir güce kavuşabilmesinin ilk şartı bilgili olmaktır.

Nasıl az sayıda tuğla ile ancak bir klübe, çok sayıda duğla ile ev yapılabilirse: anlatımın büyük abideleri de çok sayıda kelime ile kurulabilir.

Kelimeleri elde etmek için de çok okumaktan başka çare yoktur. Ne kadar çok okursak, ilk bakışta gördüğümüz bir kelimenin zihnimizde bir anlam uyandırması o kadar çabuk olur. Bu da sürat ve başarının bir parçası demektir. Okumak, bilgi sahibi olmanın en önemli yoludur.

Kendi kendimizi yönetebilmemizin bütün şartlarını gözden geçirirken, bunların bilgi ile birer anlam ifade ettiğini gözden geçirirken, bunların bilgi ile birer anam ifade ettiğini gözden uzak tutmamalıyız.

KONFERANS ve EYLEM

Yapmayı düşündüğünüz işler ve ulaşmak istediğimiz insanlarla aranıza engeller koymayınız. Niyetlerinizi endişe, şüphe, tereddüt buzluklarına yatırıp orada dondurmayınız. Dondurulmuş niyetleri bir gün tekrar çözecek bir sıcaklığı bulsanız bile onlar kalbinize ilk doğduğu andakitazelik ve saflıklarını kaybetmiş olurlar.

Gündüz pek hoşumuza giden gölgeler, gece birer hayalete dönüp ürkütür. Endişe, şüphe ve tereddüt kalbe gece gibi indiğinde niyetimiz yapmak gibi titremeye başlar ve geri çekiliriz… Yolda akıldan geçen hiçbir engelin bulunmadığı görülür. Mevcut engellerde teşebbüsün o dayanılmaz gücü karşısında teker teker kırılırlar.

Güçlükleri göze almayanların kolaylıkla karşılaması mümkün değildir.

Fırsatlar, kendilerini arayanları beklerler. Büyük fırsatlar büyük teşebbüslerin,karşısına çıkar.

Doğrudur: her arayan bulamaz. Ama aramadan bulan hiç olmamıştır.

ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKILIRSA

Sergiyi gezenlerden biri, büyük bir şovalye tablosu önünde durmuş kendi kendine konuşuyormuş. Yakınlaşıp uzaklaşmak, Başına eğip kaldırarak tabloyu teşitli yönlerde inceleyen bu adam orada bulunanların olduğu gibi; ressamın da dikkatini çekmiş. Adamın yanına gelen Delocroıx merakla sormuş:

Tablo ile çok ilgilendiğinizi görüyorum. Acaba bir şeyler ister misiniz?

“Evet” demiş adam.

-Şovalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

Çok şaşırmış Delacroıx:

-Nasıl anladınız?

Adam gülmüş, bilgiç bilgiç:

Benim işim bu… Ben çizme dikerim… isterseniz nasıl olması gerektiğini size anlatayım.

Delocroıx pek az ressamın yapacağı bir şeyi yapmış. Delacroıx tuvalini ve boyalarını getirerek çizmeci’nin tarif ettiği gibi körük kıvrımlarını düzeltmiş. Ama bakmış ki tablonun önünden ayrılmıyor. Ve yine dudak büküp incelemeyi sürdürüyor, biraz canı sıkılmış.

-Bir şey mi var?

Yine “Evet” demiş adam:

-Şövalyenin pantolonu ile kemerinde de hata var.

Delacroıx dayanamamış.

-Siz çizmecisiniz… Çizmeden yukarı çıkmayın!

Derler ki, Delacroıx ha bu sözü zamanla “Çizmeden yukarı çıkmak yada çizmeyi aşmamak” şeklinde deyime dönüştü.

Tavırdaki ölçüsüzlüğün, sözdeki ölçüsüzlükten daha beter neticeler verdiğini biliriz.

Çizme, bir ölçüdür. Mesele ölçüleri iyi tespit edip, ölçülere uymakta dikkatli olmaktır.

HESABINIZI BİLMELİSİNİZ

Geliri az gideri çok insanlar da, geliri az gideri çok ülkeler gibi başkaları tarafından yönetilirler.

Ya geliriniz kadar harcayacaksınız, yada harcadığınız kadar gelir elde etmek için çalışacaksınız.

Başkalarını ikna etmek için göstereceğiniz çabayı, fazla harcama yapmama konusunda kendinizi ikna etmek için göstermeniz daha akıllıca olur.

Borçlu yaşamak bir tür esirliktir. Borç almak da bir disiplinsizliktir. Paraya hakimiyet, kendinize hakimiyetin maddi şartlarından biridir.

KENDİNİ YÖNETMEK

Kendi kendinizi yönetebilmenin genel şartı hata yapmamak, hataya yol açacak şekilde ilerlemektir.

Önce kararlı yürümelisiniz. Kararsız bir yolcu herkes kendi yönünde götürmek ister. Başkalarını size katacak bir kararlılık içinden olmazsanız siz başkalarına katılırsınız. İlk büyük hata budur: Kararsızlık! Sürekli çalışma içinde olmamak bir başka büyük hatadır. Boş bırakacağınız her olan, başkaları için müdahale olanı olacaktır.

İnsan ilişkilerindeki rotalar kendi üzerimizdeki hakimiyetimizi tehdit eden en ciddi hatalardandır. En başta şuna karar vermeli: “İnsanlarla ilişkilerimizde nasıl bir yol takip edeceğiz? Böyle bir karar aldıktan sonra tavizsiz uygulanmalıdır. Bizim bu konuda söyleyeceğimiz sadece şudur. İnsan ilişkilerinde sevgi, sabır hoşgörü vazgeçmeyeceğimiz üslup olmalıdır.

BAŞARIDA STRATEJİK İHTİYAÇLAR

Kainattaki hafıza, şuur, sanat, mühendislik ve ilimle bütünleşebilenler, bunlardan aktarma yapabilirler.

Her fotoğrafta güzel çıkmanın vazgeçilmez şartı kendimizden emin olmamızdır.

Kendi hayatını kendi tercihleri ve istekleri doğrultusunda yaşayan herkes önemlidir.

Kötü alışkanlıklar tamamen imha edilmelidir. Kökünden söküp atmadığınız her bitki yeniden yeşerecektir.

“Zamanı en iyi kullanmanın yolu sevdiğiniz bir işe sahip olmaktır”.

KULAKLARIMIZI SAVUNACAĞIZ

“MİDAS’IN KULAKLARI… Eski bir Anadolu efsanesidir bu. Kral Midas, Pan ve Apallon arasındaki bir musiki yarışmasında Pan’ı seçtiğinden, Apollo tarafından cezalandırılır. Midas’ın kulakları uzar ve ne kadar saklarsa nafile, hadise dal budak salar. Bütün ülkede, her yel esişinde bataklıkta biten sazlar bu sırrı gelen geçene yayarlar.

Bu efsanede güzel bir tiyatro eseri düzenleyen Güngör Dilmen, oyunu gayet anlamlı bir şekilde bağlıyor. Midas, “kulaklarını saklamaya lüzum görmeyince ve eserde kullanılan deyimle ‘kulaklarını savununca’ kulakları eski tabii haline döner.”

Biz kulaklarımızı saklamayacağız ve daima savunacağız. Onlar bizim kulaklarımız ve onları savunmak bizim hakkımız olduğu kadar görevimizdir der.

İLKELİ OLMAK BÜYÜK BİR PLAN YAPMAKTIR

Yaşını soranlara “Yaşlıyım” yerine “Ben yeni değilim” şeklinde esprili ve zarif bir cevap verenünlü aktör John Wayne, bir okulda konuşma yaparken şunları söylemiş: “Öğrencilerin kendi okullarını yönetme hakkı yoktur. Bu okulun sahibi Kaliforniya hükümetine vergi veren yurttaşlardır.”

John Wayne’ın çok alışılmış şekilde “Bu okulu siz yönetmelisiniz” demesi hiç de yadırganmayacaktı. John Wayne’de genel düşüncenin ve kabulün tam aksine olan düşüncesini açıkça ortaya koyarak öğrencilere olan saygısını göstermişti.

İlke sahibi olmak, bu ilkelere uymak kendimizle olan ilişkimizi de düzenler. Bunun dışarıya yansıması kendini bilen, kendine hakim bir insan fotoğrafıdır.

HER FOTOĞRAFTA GÜZEL ÇIKMAK İÇİN KENDİNİZDEN MEMNUN OLMALISINIZ

İnsanların çoğunun paylaştığı bir kaygıdır bu:

“Acaba nasıl bir etki bırakacağım”

Her sonuca hazır bir insan, güçlü bir karakter yapısı temsil eder. İyi bir resim verir. Hani her fotoğrafta güzel çıkan insanlar vardır ya öyle.

Sonucu merakla beklemek ve bu sonucun ne kadar önemli olduğunu hissettirmek, karşımızdaki insanlarda çoğunlukla bir zaaf belirtisi olarak görülür. Eğer sadece bir sallantıda yıkılacakmış gibi görünürseniz, o sallantı muhakkak gerçekleşir.

MÜCEVHERLER SAĞLAM BİR İPE DİZİLMELİ YOKSA KAYBOLURLAR

Uyum bizi dağılmaktan, dökülmekten korur. Böyle bir uyum sağlamanın en iyi yolu da sahip olduğumuz her şeyi, sahip olmak istediklerimizin emrine verebilmektir. Uykumuzdan yemeğimize, bedeni çabalarımızdan zihni faaliyetlerimize kadar her şeyimiz, ulaşmak ulaşmak istediklerimiz için yönlendirilmelidir.

İpe dizdiklerimizin dışında bıraktığımız her mücevher başkasının işine yarayacaktır.

KENDİMİZLE HESAPLAŞMANIN FİLMİ İÇ DİLİMİZ

İç dilimiz ne kadar problemsiz, çelişkisiz, aydınlık ve komplekslerden arınmış olursa, ifademiz o kadar etkili ve kalıcı olur.

Kendimizi yalnızca sözlerle değil davranışlarımızla, jest ve mimiklerimizle, bakışlarımızla, vücudumuzun her hareketi ile, giyinişimizle, yürüyüşümüzle de ifade ederiz. Bütün bunların canlı bir ifadeye kavuşması, bestenin; yani iç dilimizin güzelliğine bağlıdır. Çünkü, davranışlarımız, müziğini içimizden alır.

HATA, PATOLOJİK İNCELEMEYE İMKAN VEREN BİR DOKUDUR

Sorumluluk haritanız içindeki insanların ve olayların sayısı arttıkça, mahiyeti derinleştikçe kapasitenizin tamamını kullanma imkanlarınız artar. İnsan, kendi sorumluluğu küçülttüğü oranda kendine büyük bir engel olur. Sorumluluk küçüldükçe engel büyür. Her eserin eksikliği ondan esirgenen sorumluluk kadardır.

 

KİTABIN ADI : Kendimize Engel Olmayacağım

YAZARIN ADI : Recep Şükrü Apuhan

ÖĞRENCİNİN ADI : Nagihan BİNİCİ

SINIF / NO: Lise Hazırlık B : 85

KONULAR

Güçlü inanç basit bir netice elde etmez.

Kökünden sökülmeyen her bitki yeniden yeşerir.

Mavi leke bırakmak isteyenlerin mavi olmaktan başka çareleri yoktur.

Zamanınıza karşı kıskanç olun

Zaman nehrini önüne baraj kurulu bakın neler birikecek.

Zamanı en iyi kullanmanın yolu sevdiğiniz bir işe sahip olmaktır.

Allah ve hareket

Alla ve sınırlar

İnsanın gücü

Kime gidiyorsanız onunla gidiyorsunuz

Cennete yolculuk

Büyük güce katılmak

 

GÜÇLÜ İNANÇ BASİT BİR NETİCE ELDE ETMEZ

Hayata damgasını curanlar ile hayatın damgasını yiyenler arasındaki fark şudur. İlk gruba girenler yani hayata damgasını vuranlar inançlarından taviz vermemişler, eğilip bükülmemişlerdir. Onları düşmanları da taktir etmiştir. Onların yaşama biçimlerinde küçümseme yoktur. Kendilerini sevmeyenlere, kendilerine düşmanlık yapanlara karşı küçümser bir tavır içine girmezler. Yanlış gördükleri olayların üstüne giderken yanlış metot uygulamazlar. Yanlış metotların, yanlışlıkları büyüttüğünü bilirler. Hata sahiplerini değil, hataları eleştirirler.

Hayatta herkes bir yer işgal etmek isteyeceğine göre herkesin yerini belirleyecek olan nedir? Tabiki inanmaktır. Çünkü inanç; cepte taşınan, elde tutulan bir şey değildir. İnandığımız şeyin gücü ile inancımızın gücü ile inancımızın gücü bunun için farklı farklı şeylerdir.

Ne kadar inançlı olduğumuzu ortaya koyan gösterge pek basittir. Neticeler… Güçlü bir inancın basit bir neticede elde etmesi mümkün değildir.

İfadeleriniz sizi yansıtmalıdır. Her cümlenizde ve davranışınızda hissedilen, görülen ve tutulan siz olmalısınız. Yani olduğunuz gibi davranmalısınız.

Kendi hayatını kendi tercihleri ve istekleri doğrultusunda yaşayan herkes önemlidir.

 

KÖKÜNDEN SÖKÜLMEYEN HER BİTKİ YENİDEN YEŞERİR

İki ordu harp meydanında karşılaştığında yapmaya kararlı oldukları şey birbirlerini imha etmektir. Bu ordulardan birinin “karşı orduda iyi insanlarda var. Onlarla harp etmemeliyim” dediği anda “iyi dediği insanlar tarafından imha edemeyeceği kesindir. Düşmana, bütün yönleri ile hücum edilir. Oran bir yönüne saldırıp diğer yönünü ihmal etmek mümkün değildir. Kötü alışkanlıklar da böyledir. Bu alışkanlıklardan kurtulmak isteyenler, bunların tamamına hücum edip, tamamen imha etmelidirler.

 

MAVİ LEKE BIRAKMAK İSTEYENLERİN, MAVİ OLMAKTAN BAŞKA ÇARELERİ YOKTUR

Bir insan yaşamı boyunca iyi işler yapmışsa, her zaman insanlara karşı iyi huylu ve yardımsever olmuşsa yaşamı boyunca ve öldükten sonra da güzel davranışlarıyla anılır. Her zaman insanların aklında iyi kişi olarak kalır.

Bizde arkamızda iyi şeyler bırakmak istiyorsak her zaman iyi olmalı ve iyi davranmalıyız.

Mavi leke bırakmak isteyenlerin, mavi olmaktan başka çareleri yoktur.

 

ZAMANINIZA KARŞI KISKANÇ OLUN

Hayata yeniden başlasaydım saniyelerin nabzını tutardım. Gerçekten saniyelerin önemini, zamanın az kaldığını düşünenlerden dinlemelisiniz. Çoğumuz başa dönmek isteriz ama bu mümkün değildir. Önce zamanı dikkatsizce harcarız, sonra harcadığımız zamana aşk ilan ederiz. Kendimize efendi olmak için zamanı tamamen kontrolümüz ve tutabilmeliyiz. Planlı yaşamak da en çok bu iş gereklidir. Zamana hakim olmadan kendimize hakim olamayız. “Korunması için gayret göstermen gereken en değerli varlığın zamandır. Fakat görüyorum ki en kolay kaybettiğim şeyde odur”: zamanına sahip çıkmasını bilmeyenler, onu hem başkalarına kaptıracaklar hem de başkalarının zaman sınırlamalarına tabi olacaklardır. Zamana karşı kıskanç olun. Onu herkes parça parça götürebilir fakat hiç kimse geri getiremez.

 

ZAMAN NEHRİNİN ÖNÜNE BARAJ KURUN BAKIN NELER BİRİKECEK

Zamanınızı verimli değerlendirip değerlendirmediğinizi anlayabilmek için son 1 yılınızı gözden geçirmeniz etkili ve yeterli bir yoldur. Geride kalan zamanınızda yapabileceğiniz fakat yapamadığınız işlerin bir listesini çıkarırsanız, belki gelecek zamanınızı daha verimli kullanmak için çaba sarfedersiniz. Planlı davranılırsa her şey gayenize hizmet eder fakat plansız davranılırsa her şey gayenize engel olur. Zaman denilen nehrin önüne büyük enerji sağlayacak bir baraj kurabilmenin ilk şartlarından birinin de “hayır” diyebilmek olduğunu unutmamalıyız.

 

ZAMANI EN İYİ KULLANMANIN YOLLU SEVDİĞİNİZ BİR İŞE SAHİP OLMAKTIR

Bazen genç insanlardan bildikleri meslekleri saymalarını isteriz. Hemen hepsinin kafasında meslek olarak 3-5 meslek ismi vardır. Bunlar ileride çalışacakları işi seçmeyi değil, işin gelip kendilerini bulunmasını isterler. Ama bu imkansızdır. Düşünün; edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisine “Televizyonda haber muhabiri olmayı ister misin?” diye sorduğumuzda öğrenci şaşırır ve cevap olarak “öğretmen olmayı düşünüyordum… Bu hiç aklıma gelmemişti” diye cevap verir. Zannettiğimiz gibi 3-5 meslek olsaydı hayatımız imkansız hale gelirdi. Günlük hayatımızın nasıl yürüdüğüne bir bakalım ve yüzlerce mesleğin farkına varalım. Başarılı olabileceğimiz, seveceğimiz ve kendimize yer bulabileceğimiz birçok iş dururken, karşımıza çıkan ilk işe talip olmamalıyız.

 

ALLAH VE İNSAN

1) ALLAH VE HAREKET

Allah buyuruyor ki; “İnsan benim sırrımdır. İnsanı hakimiyeti bendedir. Kendisini bensiz bilemez.” İnsanı Allah’sız açıklamak mümkün değildir. O’nsuz her açıklama, her tasvir ruhsuz ve eksik kalır. Bu sohbete insanın Allah’ı bilme yolundaki göstereceği her çaba, eksiksiz olunca yolunda atacağı bir adım olacaktır. İnsan, varlığından memnun olmasının ilk şartı Allah’ın sırlarının taşıyacak kadar önemli ve değerli bir varlık olduğunu bilmesidir. Duran şeylerin kokmasına, çürümesine sebep olur. Bu harika kainat daima keşif, icad ve anlaşılmak istemektedir. Tonlarca suyun, milyonlarca yaprağın hergün kendisi için çatladığını bilen insanın bu tekniğe, bu şuura ve bu görev anlayışına uymak mecburiyeti vardır. Yürüyen kainat duran insanı reddetmektedir. İnsan hayatındaki bütün aksamalar, insanın, kainatı yaratan ilahı bir güçle münasebetindeki aksamalardan ortaya çıkmaktadır. Münasebetlerdeki uyumsuzluk toplum çapında olursa aksamalar da toplum çapında olmaktadır. Allah’ın sırlarını saklı bulunduğunu bilen bir insan kadar herkese kabiliyetine ve teşebbüs gücüne sahip başka bir canlı yoktur.

 

2) ALLAH VE SINIRLAR

Allah inancının, hayatımızı O’nun bildirdiklerinin şekillendirmesi ile ortaya yepyeni ve son yaşama biçimi çıkar… Bu yaşama biçiminin Allah’ın bildirdiği gibi anlaşılması, enerjik, canlı bir yapı için şarttır. Zaten Allah, bildirdiklerinin anlaşılmasında bizi düşünmeye davet eder ve ne az, ne de fazla bir tavır ister. Kur’an, insanın hayret ve hayranlık uyandıran yolculuğunun son ilahı tasviridir. Allah’ın insanlık için son bildirisidir. İnsanlığın elinde artık önündeki zaman için başka bir ilahi belge bulunmayacaktır. Allah ve İnsan münasebetindeki bütün oluşumlar son defa Kur’an’la sayılmış ve artık tamamlanmıştır. Allah’ın sınırlarının tamamında hem o sınıra uyanlar için şahsi fayda, hem de bütün insanlar için faydalı bir netice vardır.

 

3) İNSANIN GÜCÜ

Allah her şey için bir olgunluk noktası tayin etmiştir. Allah olgunluk noktasına ulaşabilmesi için de her şeye bir eğim ve o eğimden akacak bir kabiliyet vermiştir. İnsanın gücüde aynı olgunluk noktasına doğru eğimlidir. Ve o noktaya akma kabiliyetindedir. Bu olgunluk noktası, verilen görev için bütün şartlara sahip olmak ve görevi en verimli ve en güzel şekilde yerine getirmektir. İnsan, gücünün son noktasına ulaşıp o gücün bütün neticelerinden faydalanabilmek için o noktaya giden yolları açık tutmak yolundadır. İnsan, olgunluk noktasına akan kuvvetlerinin önünü kesmezse kainat gibi olacaktır. Güçlü düzenli ve güzel.

 

4) KİME GİDİYORSANIZ ONUNLA GİDİYORSUNUZ

Yöneldiğiniz yer bütün sevgilerin kaynağı ise eylemlerinizin o zaman bir değeri vardır. Sevdiğinin kaynağına sevgi ile yönelmeniz sizi yıkılmaz bir kale haline getirecektir. Doğru yoldaysak bu yolda karşımıza çıkacak şey ne olursa olsun “Keşke yanlış yola girseydim” demeyiz. Doğru yolda ilerlerken başımıza gelebilecek ve olumsuz gibi görülebilecek birçok olay yolculuğumuzun değerini arttıracaktır. Çekiç sesleri ile uyanan inşaat buna sevinir. Ve sadece “Usta, üzerimde çalışıyor. Bugün bir eksiğim daha giderilecek” der.

Ankara’dan Isparta’ya doğru gitmeye karar veren birisi yolda lastik patladığında “Rize’ye doğru gitseydim ya demez…” Ankara-Isparta yolunda karşılaşılacak her şey o yolculuğa aittir. O yolculuğun bir parçası olmaktan öte, o yolculuğun ta kendisidir.

Yol sevginin kaynağına, kainatın sahibine gidiyorsa, yoldaki her şey bu ꗬÁ‹Пደ¿ကЀረ[1]
橢橢쿽쿽П㸢[1]ꖟꖟܔ���lƸƸƸƸƸƸƸnj⮔⮔⮔⮔⮨”nj圀¶ⱈⱈⱈⱈⱈⱈⱈⱈ哧[1]哩哩哩哩哩$垶Ƞ姖Œ唍ƭƸⱈⱈⱈⱈⱈ唍emi umana cehennemi veririm.”

Bu Hadis’de anlatılmak istenen; cennet ve cehennemin önce düşünceler de başlayacağı şeklindedir. Beklentimiz neyse, karşılaşacağımız odur. Çünkü insanın, beklentisi ile zıt bir hareket içinde olmayacağı muhakkaktır. Cenneti umanlar cenneti hak edecekleri hal ve hareketler içinde olacaktır. Cehennemi umanlar, bunu hak ettiklerini düşünecek hatlar yapmışlardır. Böyle davranmayı sürdürmektedirler.

Kafasındaki cehennemin içinde sıkışmış bir insanın cennet rahatlığında bir tavır içinde olmayacağı açıktır. Bununla şunu demek istiyoruz; Ne yaparsam cehenneme giderim? Diye düşünen bir insan, ne yaparsam cennete giderim? Diye düşünen bir insanın, yanında çok sönük kalır. İlk tavrı bir hücreye, ikinci tavrı bir ufuk manzarasına benzetebiliriz. İkinci tavırda teşebbüs ve mükemmele doğru bir gelişme vardır.

Gerçek huzur, kervan sahibi olmaktan kaçınmak, kervanın getireceği sorumluluğun cennet yolunda işlerden alıkoyacağını düşünmek, kervan sahibi olmak için gerekli çabalardan uzak durmak değildir.

Gerçek huzur, kervanı bulduğunuzda sevinmemek, kaybettiğiniz de üzülmemektir.

Cennete yolculuğun tek şartı, cenneti umarak sürekli teşebbüs halinde olmaktır.

 

6) BÜYÜK GÜCE KATILMAK

Bu güzellik ve düzen büyük bir gücün eseridir. Kainat, hiçbir sıfatın pekiştirmede başarılı olamayacağı bir güzellik ve düzen içindedir. Bu güzellik ve düzen o gücün tasarrufu altında devam etmektedir.

Bu gücü tanıyan ve hakkını teslim edenlerin kendileri uyusalar bile, Mevlana dili ile söylersek, baht ve ikballeri uyumaz. Bu büyük güçten faydalanmak, bu güçle irtibat kurmakla mümkündür. Bu güçle bütünleşmekle mümkündür. Bu güçle bütünleşildiğinde, bu gücün insana paylaştırdığı kısmını kullanabilmek, bu gücün aydınlığında görebilmek, bu gücün açacağı yollarda yürümek mümkün olur.

Kainata güzelliği ve düzenini veren bu büyük güçle irtibat kurulduğunda her engeli aşmak, her sıkıntıya katlanmak, her zorluğa göğüs germek mümkündür.

Bu büyük güçle bütünleşmenin, doğrudan irtibata geçmenin yolu, ona ibadet etmektir. Bu büyük güçle en estetik kucaklaşma şekli namazdır.

 

 

Derhal Teşebbüse Geçin,

Yapmayı düşündüğünüz işler, ulaşmak istediğiniz insanlar, gerçekleştirmek istediğiniz tasarılarınızla, aranıza hayali engeller koymayınız.

Niyetlendiğiniz bir şeyde tereddüt ve şüpheye kapılıp onları geciktirmeyiniz. Gecikmiş niyetler bir gün sizin hoşunuza gitmez. Gitse bile o günkü kadar olmaz.

Teşebbüse geçmeden “olur mu, olmaz mı?” diyerek kaygıya kapılmamalıyız. Kesin “olmaz” kaygısına düşmeden hemen teşebbüse geçmeliyiz.

Yeter ki derhal teşebbüse geçilsin. Zor gibi görünen işlevin kolaylıkla halledildiği görülecektir. Engeller düşünüldüğü kadar sert değildir. Fakat teşebbüse geçmeden bunu anlamak zordur.

Düşündüğünüz engellerin bir kısmı ile karşılaşsanız bile teşebbüsün gücü karşısında engellerin gücü kalmayacaktır.

Güçlükleri göze alma yanların kolaylıklarla karşılaşması mümkün değildir. Teşebbüse geçin.

Düğümü bir defada çözmeniz mümkün olmayabilir. Ama ikinci ve üçüncü devrede çözmeniz için birincisinde teşebbüs etmeniz lazımdır.

 

Doğrularınız Yanlışlarınızı Yer,

Hayatımız boyunca yapacağımız yanlışlıklar birer mikropturlar. Onları doğrularımız yer bitirir. Doğrularımız al olursa yanlışlara yenik düşeriz.

Hayat kendisini tamir etme hususunda çok çalışkan ve isteklidir.

Bunun için, sert kurallar öne sürmez. Yolun üzerinden başkalarına zarar gelmesin diye kaldıracağınız bir taş, buzda kayıp düşmenizi önler.

Neden böyle olur?

Çünkü hayat sizi samimi ve sade halinizle tanımak ister. Bir yanlıştan sonra bir doğruya koşmanız samimiyetiniz konusunda onu ikna eder. Çünkü hayat doğruları çok olanın yüzüne güler.

Temizlenmeyen her leke, bir sonraki ile biraz daha büyür.

Pantolonunuzda dört leke varsa beşincisinin gelmesi için fazla dikkatli olmayabilirsiniz. Onun için ilk lekeyi derhal temizlemelisiniz.

Yanlışları doğrularından fazla olan her öğrenci sınıfta kalır.

 

Yumruğunuz Demirleştikçe Eldiveninizin İpeği Kalınlaşmalıdır,

İnsanlara yumuşak davranmak onlara karşı sessiz kalmak manasına gelmez. Olaylar karşısında sakin olabilmekte olayları görmemezliğe gelmek değildir.

Yumuşaklık, heybetin ve gücün estetik görünümü halinde olduğunda doğru ve güzeldir. Yumuşaklık, başkalarından üstün olan kuvvetlerimizin başkalarına karşı adaletli ve şefkatli bir biçimde yöneltilmesidir.

Güçlüyseniz yumuşak olmanızın bir değeri ve manası vardır. Yoksa yumuşaklık ve sükunet zayıflığın ve çaresizliğin diğer adı değildir.

Kuvvetin üstünden gelen yumuşaklık güzeldir.

Kuvveti arttıkça şefkati artmayan bir insan her an bir haksızlığa sebep olabilir.

Yumruğunuz demirleştikçe eldiveninizin ipeği kalınlaşmalıdır.

İnsanlara yumuşak davranabilmemiz, olayları yumuşak karşılamanızı kolaylaştırır. İnsanlara karşı sert, kırıcı ve haşin davrananlar olaylar karşısında sakin olamazlar.

 

Kaş Yapayım Derken, Göz Çıkarmamak için Sağ duyu gerekir.

Yeni doğmuş tazecik bir bebeği yanaklarından öpmek isteyebilirsiniz. Fakat bu iyi niyete sahip birinin, tazecik ve hassas teni öpülen bir bebeğin gül gibi solabileceğini düşünebilecek bir sağduyuya sahip olması gerekmez mi?

Sağduyudan yoksun iyi niyetlerle yapılmış hareketler, kötü niyetlerle yapılmış hareketlerle aynı neticeyi verebilir.

Sağduyunun yol göstermediği bir iyi niyet fiilini atalarımız ne kadar güzel yorumlamışlardır. “Kaş yapayım derken göz çıkardın”

Sağ duyu feraset ve Basiretin birleşmesinden meydana gelir. Feraset ile Basiret ise işi çabucak kavramak, işi kalp gözüyle görmek ve işin nereye varacağını doğru kestirmektir.

Nasıl göze bazen bir çöp görüş mesafemizi kısıtlarsak kalbimizin Feraset ve Basiretten yoksun kalması kalp görüşümüzü engeller.

 

Her Saniyeniz Gayenize Kilitlenmelidir,

Meşhur ressam Domenichina, kendisine ısmarlanan bir resmi bitirmekte yavaş davrandığı söylendiği zaman demiş ki:

- Ben onu hiç durmadan içimden resmediyorum.

Domenichino, ısmarlanan resim için aylarca kıvrandı. Hayatın o bölümünde başka bir meşgaleye ve hisse yer vermedi.

Einstein eserlerinden bir saniye olsun kopmamak için zihnini karıştıracak her şeyden uzak durmuş. Tıraş olmak için banyo sabununu kullandığı soruşuna cevabı şudur: “İki sabun zihnimi meşgul ediyor”.

Doktor olan filozof Halle son. Vuruşuna kadar kendi nabzını saymıştı. Meslektaşına “dostum nabız atmaz oldu” dedi ve öldü.

Meşhur matematikçi Logny, son anlarında şuurunu kaybetmiş görünüyordu. Yardımcılarından biri ona eğilerek sordu:

- Logny! Onikinin karesi kaçtır?

Logny doğruluverdi:

- Yaş kırkdört, dedi ve öldü.

Unutmayın büyük başarılar her saniye tespit gayeler için yaşanmakla elde edilebiliyor.

 

Bütün Bütün, Elde Edilemeyen, Bütün Bütün terk edilemez,

Bir şey bütün bütün elde edilemiyor diye bütün bütün terk edilemez.

Elde ettiğimiz her parça, bütünle bir irtibat sağlar. Ne kadar küçük olursa olsun elde edilen parça muhafaza edilmeli, bütünün haşmetine bakıp küçük görülerek elden çıkarılmalıdır.

Her gün iki saat çalışması gerekirken on beş dakika ders çalışabilen birisi, madem iki saat çalışamıyorum on beş dakikada çalışmayayım diye düşünürse iki saat çalışma imkan ve ihtimalini tamamen ortadan kaldırır.

 

Atların Önüne Mücevher Dökmeyin,

Yazarımızın gözyaşartıcı bir hikayeydi, anlatmak istediği. Defalarca anlatmıştı ve her seferinde dinleyenleri ağlatmıştı. Bu seferde tanımadığı bir topluluğa anlatmağa girişti. Hikayenin ortasına gelmişti ki topluluktan birinin çılgınca kahkahası duyuldu. Büyük darbe yemişti.

İçinde bulunmanız gereken topluluğu tesbitte yapacağınız hatalar sizde kalıcı ve olumsuz izler bırakabilir. Yanlış seyirci, çok kabiliyetli bir komedyeni anında soytarıya çevirebilirdi.

Konuşmaya başlamadan önce dilinizin anlaşılıp anlaşılmadığından emin olun.

Bilginizi, hünerinizi ve kültürünüzü kolay kazanmadınız. Bunları elde etmek için bir çok sıkıntıya katlandınız. Şimdi bunları niçin yanlış adamların önüne dökeceksiniz?

Atların saman yediğini unutmayın. Onların önüne mücevher dökmekten daha şaşılacak bir hareket olabilir mi?

 

Fertlerimiz Bir Kalple Yürüyünüz,

Tertemiz bir kalple yürüyünüz. Karşılaşılan her tehlike ve zorlukla baş edebilmenin ilk şartı ona tebessümle bakabilmektir. Kin kene gibi ruhun kanını emer. İnsan alev alev bir düşmanlık hissine kilitler.

Size meseleyi görmemezlikten gelmenizi tavsiye etmiyoruz. Birisine kızıp gücendiyseniz bunun önemli olup olmadığını söyleyin geçin demiyoruz. Aksine “Evet, kırıldım gücendim” cümlesini net bir şekilde söyleyiniz ve hemen affediniz.

Affetmekle hem o zamana kadar alanları düzeltmiş, hem de ondan sonra olacakları ünlemiş olursunuz

Kalbinizi hapishaneye döndürmeyin. Aksi halde sizle ve başkasıyla başka kalpte hücre bulunabilir.

Çabuk affeden biri olursanız her zaman yanınızda birilerini bulabilirsiniz.

 

Sözünüzün Eri Olun,

Söz bahsinde takınacağınız iki tavır vardır. İki olur olmaz söz vermemektir. İkincisi söz verdikten sonra mutlaka yerine getirmektir.

Sözler cayabilecek ve cayılamayacaklar diye ayrılmazlar. Söz, sözdür. Aksi taktꗬÁ‹Пደ¿ကЀረ[1]
橢橢쿽쿽П㸢[1]ꖟꖟܔ���lƸƸƸƸƸƸƸnj⮔⮔⮔⮔⮨”nj圀¶ⱈⱈⱈⱈⱈⱈⱈⱈ哧[1]哩哩哩哩哩哩$垶Ƞ姖Œ唍ƭƸⱈⱈⱈⱈⱈ唍çınılmalıdır. İçi boş gayı ciddi bir ifadedir bu.

Bir işte tutarlı olmalısınız. Yapabilirseniz “yaparım” yapamazsanız “yapamam” demeyi bilmelisiniz.

Sağlam dostluklar güvenilir insanlar arasında kurulabilir. Hiçbir insan sağlamlığı konusunda tereddüt ettiği bir ipe tırmanmaya kalkmaz.

Hakkınızda verilecek, “sözünün eridir” gibi bir hüküm, birçok hata ve estetikten kolayca beraat etmenizi sağlar.

 

Artık Güzel Bir Sabır Gerek,

Sabır, zamanı lehimize çevirme sanatının adıdır. İnsanın kendisini en çok kontrol ettiği, dış etkilerden en çok koruduğu andır sabırlı olduğu an. Yani sabırlı olma hali tam bir şuur halidir.

Sabır kuvveti her insanda mevcuttur. Fakat her insanda aynı şekilde eğitilmemiştir. Halbuki bir kuvvetin başka bir kuvveti dağıtabilmesi için eğitilmesi gerekir. Eğitilmemiş her kuvvet zayıflığa dönüşür.

Sabırsızlık, yeterince düzenlenmemiş kuvvetlerle harekete geçmemize sebep olur. Zamanlama hatalarına yol açar. Olgunlaşmamış her meyva ağızda buruk bir tat bırakır. Ham incirin nasıl dudakları parlattığını bilirsiniz.

Sabır sadece yeni bir durum karşısında yeni tavır almak değerlendirmeye girişmektir. Sabırlı insan kendini sorgulayan, nerede hata yaptığını araştıran insandır.

“Dağ ne kadar yüce olursa olsun yol onun üstünden aşar.” Ama ancak sabırla.

 

Kararlı Olmanız Hedefi Yıldırır,

Kararlı bir bakışta erimeyecek bakış, kararlı bir yumruğun devirmeyeceği kuvvet yoktur.

Kararlı olmak, arkaya bakmamak demektir. Kaybedeceklerinin derin hesabını yapanlar büyük başarılar kazanamazlar.

Hayatını ortaya koyabilecek bir samimiyetle inşa edilmiş kararlılıkla, bir mesele üzerine yürüyenlerin kaybetmeleri mümkündür ama mağlup edilebilmeleri mümkün değildir.

Her büyük kararlılığın temelinde büyük bir iman harcı vardır.

Karar vermek hedefi kuşatmak demektir. Hedefin karşısında büyümektir. Hedefi yıldırmaktır.

 

İrademizin Sırtında Gidiyoruz,

İrade, kuvvetlerimizi kontrol edebilme ve isteklerimiz doğrultusunda yönetebilme gücüdür. Hepimiz irademizin sırtında gidiyoruz. O ne kadar güçlü olursa o kadar çok yol alabiliriz.

Bizi yolumuzdan döndürmek için etrafımızda kaynaşıp duvar binbir türlü telkine ancak irademizle karşı koyabiliriz.

Kulaklarımızda çınlayan “Ne kadar çok çalıştın. Biraz ara ver” “Bu gün çalışmasan da olur. Geçen hafta çok çalıştın”. Gibi birbirinden cazip sesleri uzaklaştıran da irademizden başkası değildir.

 

Korkunuz, Korktuğunuza Güç verir,

Korkunun neticesi telaş ve paniktir. Telaş ve panik içindeki bir insanın uğrayacağı zararların çeşidi ve şiddeti artar. Ekseriya koşarken kafasını yere çarpanlar kovalayanlar değil kaçanlardır.

Bilgisizlikten, tecrübesizlikten, ahlaksızlıktan doğan cesaret insanı nasıl kemik ve acınacak duruma düşürürse tecrübe ve akıldan beslenen bir cesaret insanı o kadar büyütür.

Korkaklık iyi hazırlanamamanın ürünüdür. Cesaret, iyi bir hazırlığın yansıması olmalıdır.

 

Kuvvetlerinize İyi Komuta Etmelisiniz,

Doğuştan getirilen özellikler, çevre tesirleri ve insanın bunlara müdahale gücü öyle karışık ve teferruatlı bir sistem arz eder ki şahsiyet her insanda ayrı bir sır haline bürünür.

Doğuştan getirdiği özellikleri iyiye, güzele ve faydalıya çeviren çevre tesislerini ilahi ışığın aydınlığı altında bir bir eleyen yada denetleyen insanlar, insan iradesinin büyük komutanlarıdırlar.

Başarılı olma sırrının başında işte bu komuta gücü gelir. İyi bir komutan olan herkes büyük zaferler kazanır. Kötü komutan ise mevcut kuvvetlerinide elden çıkarır.

 

Samimi Pişmanlık, Gelecekteki Hataları da Önler,

Geleceğin tehlikelerinden, hata ve kusurlarından korunmak mümkündür. Bunun yolu geçmişin hata ve kusurlarından büyük bir samimiyetle pişmanlık duymak ve tekrar hata ve kusura düşmemek için kesin karar vermektir.

Pişmanlık samimi, karar kesin olursa, gelecekte yapılacak hata ve kusurlar, vermeleri gerekenden daha az zarar verecektir.

İnsan, iradesi ile düştüğü hatalara ne kadar samimi pişmanlık duyarsa, iradesi dışında uğrayacağı zararların azalma ihtimali o kadar çok olur.

 

Danışma, Mesele Üzerindeki Aydınlığın Arttırılmasıdır,

Herhangi bir konuda bir veya birkaç kişiye danışmak, o konu üzerindeki aydınlığı arttırmak demektir.

Kaybolmuş bir eşyayı mum ile aramakla, elektrik ışığı ile aramak arasında fark vardır. Danışacağınız kişinin yanlış tespit edilmesi mumla eşya aramaya benzer.

Danışmaktan kaçınan, bunu ihmal eden insanlar yanlış iş yaptıktan sonra mecburen danışacak insan ararlar. Asıl olan işe girişmeden danışmaktır. Çünkü kötü neticeleri ortadan kaldırmak kötü neticelere sebep olmamak için gayret göstermekten daha yorucu ve zordur.

 

Anahtar Aramak Yerine Anahtar Olabilmelisiniz,

Dr. Rahmi Eray, kültür ve fikir hayatamızın büyük önderlerindendir. Genç yaşta vefat etmiştir.

Vefatından sonra arkadaşları tarafından zor anlarda “Ah Rahmi olsaydı” diye aranan bir karakter abidesidir.

Hastalığı dolayısı ile karyolasında bacakları yüksekte mecburi yatış halindeydi. Ferah Bey ise bakkala gitmek zorundaydı. Evden çıkmış ve anahtarı olmayı unutmuş. Mecburen Rahmi Bey’e seslenmiş. Rahmi Bey’de anahtarı bulup candan fırlatmıştı. Sonra Rahmi Bey:

- Bak ağa, insanlar ekseriya geri dönecekleri zaman kendilerine lazım olacak kapıları kendi elleriyle kapatırlar. Her kapıyı açmanın kestirme yolu habire anahtar aramak değil anahtar adam olabilmektir.

 

Kendinizi İfade Etmekten Kazınmayın,

Gerçeklerin dünyasına çabuk ve akıcı bir şekilde intibak etmek zorundayız. Gerçeklerin dünyasına intibak kabiliyeti yüksek insanlar, meselelere çözüm bulmakta gecikmezler.

Başarı, bir manada da olayları kontrol altında tutmak, olayları meydana getiren şahıs ve guruplarla devamlı temas halinde olma sürecidir. Hayal dünyasını terk etmemekte direnenler olayları kontrol edemez, akıntıya kapılıp giderler.

 

Zamanında Yapılmayan İş, Yapılmamış İştir,

Her işi zamanında yapmak farklı ve önemli bir sanat teşkil eder. İş ve söz gerçek değerini ifade edildikleri zamandan alır. Netice sağlayan işler zamanında yapılan işlerdir.

Yapıldığı anda çok lezzetli ve faydalı olan bir yemek zamanında tüketilmez ise küflenir ve kokar.

Zamanında yapılmış bir teşebbüs sizi iş sahibi yapabileceği gibi zamansız bir telaşta sizi işinizden edebilir.

Örnek alacağımız gaye adamı, yapması gereken her işi ne bir an önce ne bir an sonra; tam zamanında yapacak ve kendisini zamanında yapılmış işlerin ve zamanında söylenmiş sözlerin faydalarından mahrum etmeyecektir.

 

SINIRSIZ GÜÇ

A) Kesinliğin gücü

“Dil, özlemle merhamet yada talih ararken; ayı oynatmak için çatlak demlikle tempo tutmaya benzer.”

Sihirliymiş gibi gelen sözleri duyduğunuz bir anı düşünün. Bu bir özdeyiş yada Martin Luthar King’in “Bir rüyam var…” diye başlayan konuşması olabilir. Böyle sözler öyle kuvvetli, kesin ve rezonanslı söylemiştir ki, biz bunları her ay her yönüyle hatırlayabiliriz.

Şimdi biraz da belirli özel amaçlara ihtiyacınız var. Zekice ve kesinlikle istemenin 5 temel prensibi var.

1) NE İSTEDİĞİNİZİ BİLİN

Ne istediğinizi hem kendinize hem de bir başkasına tanımlamalısınız. Ne kadar yüksek, ne kadar uzak, ne kadar çok? Ne zaman, nerede nasıl, kiminle? İş hayatınızda bir krediye ihtiyacınız varsa; nasıl isteneceğini bilirseniz, bu krediyi bulursunuz.

2) SİZE YARDIM EDEBİLECEKLERDEN İSTEYİN

Ne istediğinizi bilmek yetmez, aynı zamanda bilgi, sermaye, duyarlılık, iş deneyimi gibi belirli kaynaklara sahip olan kimselerden istemelisiniz.

3) İSDEDİĞİNİZ KİMSE İÇİN BİR FAYDA YARATIN

Sadece istemeyin ve birbirinin size bir şeyler vereceğini beklemeyin. Önce istediğiniz kimseye nasıl yardımcı olabileceğinizi hesaplayın. İşle ilgili iyi bir fikriniz ve bunu gerçekleştirebilmek için de paraya ihtiyacınız varsa; bu parayı elde etmek için bir yolu, size hem yardım edecek, hem de sizden (yapılacak işten) yararlanabilecek kişiyi bulmaktır.

4) KARARLI BENZEŞİMLİ İNANÇLA İSTEYİN

Başarısız olmanın en emin yolu, kararsız olmaktır. Siz ne istediğinizden emin değilseniz; başkaları nasıl emin olsun? Bu nedenle, isterken, kesin bir inanç içinde olun.

5) İSTEDİĞİNİ ELDE EDİNCEYE KADAR İSTE

Bu aynı kişiden isteyin demek değildir. Kesin olarak aynı şekilde isteyin demek de değildir. Asıl başarı formülü, “Ne elde ettiğinizi bilinceye kadar duyuşsal kesinliğinizi ve kişisel değişme esnekliğinizi geliştirmek zorundasınız” der. Bu nedenle, istediğiniz zemin istediğinizi elde edinceye kadar, kendinizi değiştirmek ve düzenlemek zorundasınız. Başarılı kimselerin yaşamlarını incelediğinizde; onların isteklerinde çok ısrarlı olduklarını, devamlı denediklerini, devamlı değiştikleri ve er yada geç ihtiyaçlarını giderecek birisi bulduklarını görürsünüz.

B) AHENGİN SIRRI

“Sizi, sizi anlayan bir arkadaşınız yaratır.” Romain Roland

Bir değer kişiyle bütünüyle aşanlı hareket ettiğiniz bir anı düşünün? Bu kişi bir arkadaşınız, sevgiliniz, zileden bir kişi yada tesadüfen karşılaştığınız birisi olabilir. O ana geri dönün ve sizi o kişiyle bu kadar akordlu yapan etkenleri düşünün.

Şans eseri benzer şekilde düşünüyor yada belirli bir deneyim, kitap yaꗬÁ‹Пደ¿ကЀረ[1]
橢橢쿽쿽П㸢[1]ꖟꖟܔ���lƸƸƸƸƸƸƸnj⮔⮔⮔⮔⮨”nj圀¶ⱈⱈⱈⱈⱈⱈⱈⱈ哧[1]哩哩哩哩哩哩$垶Ƞ姖Œ唍ƭƸⱈⱈⱈⱈⱈ唍gin bir yansımasıdır. Ahenk, bir başkasının dünyasına girme yeteneği anladığınızı hissettirmek, yani onunla kuvvetli bir bağa sahip olmaktır. Dünya haritanızdan çıkıp türüyle onun dünya haritasına gitme yeteneğidir. Temeli de başarılı iletişimdir.

Ahenk, diğer kişilerle birlikte sonuç üretmenin asıl aracıdır. Bunla ilgili en önemli kaynağımız insanlarıdır. Ahenk bu kaynağa ulaşmanın yoludur. Yaşamanızdan ne isterseniz isteyin, doğru kişilerle ahengi geliştirebilirsiniz; siz onların onlar sizlerin ihtiyaçlarını karşılayabilirler.

Ahenk oluşturabilme yeteneği, bir insanın sahip olabileceği en önemli ustalıklardan birisidir. İyi bir yorumcu, iyi bir anne-baba iyi bir inandırıcı yada iyi birpolitikacı olabilmek için ahenk gereklitir.

Duyabileceğiniz en kötü basma kalıp sözü duymak ister misiniz? “Zıt kutuplar birbirini çeker.” Yanlışların bir çoğunda olduğu gibi burada da doğru olan bir yön vardır. Kişilerin yeteri kadar ortak yönü varsa; farklı öğeler olaya bir miktar heyecan katacaktır. Fakat genel olarak sizi kim çeker, yani kim çekici gelir? Kiminle birlikte vakit geçirmek istersiniz? Farklı ilgi alanından olan, siz uyurken oynamak, oynamak isterken uyumak isteyen yani her konuda aynı fikirde buluşmadığınız birisini mi ararsınız? Şüphesiz aramazsınız. Size benzeyen birilerini ararsınız.

Amerikalıların çoğu İngilizler mi yoksa İranlılar mı daha iyi şeylere sahip olma eğilimindedir? Tabii bu sorunun cevabı çok kolay. Kiminle daha çok ortak yönümüz var? Burada da cevap aynıdır.

ABD’de siyahlarla beyazlar arasındaki farklar çok mudur? Olayları bu şekilde görmek isterseniz elbette çoktur. Fakat ortak çok yönümüz vardır. Hepimiz benzer korku ve özlemlere sahip insanlarız. Akordsuzluktan armoniye giden yol, farklar üzerinde yoğunlaşmaktan, benzerlikler üzerinde yoğunlaşmaya giden yoldur. Gerçek iletişimdeki ilk adım, dünya haritanızdan bir başkasının dünya haritasına çeviri yapmayı öğrenmektir. Bu bize ne sağlar? Ahenk ustalığı.

“Davanıza bir adam kazandırmak istiyorsanız, önce onu samimi bir arkadaş olduğuna inandırın” Abraham Lincoln

 

önümüzdeki birkaç gün içinde konuştuğunuz kişileri dinleyin ve en çok kullandıkları kelime türlerini belirleyin. Sonra aynı tür kelimeleri kullanarak onlarla konuşun. Sonuç nedir? Sonra farklı temsil sistemi kullanarak konuşun. Şimdi sonuç ne olur?

Yapılan araştırmalar, başarılı kişilerin ahenk yaratmada büyük becerileri olduğunu göstermiştir. Onlar ister bir öğretmen, ister bir iş adamı, isterse bir dünya lideri olsunlar çok sayıda kişiyi etkileyebilmek için her üç tarzda da etkileyici ve esnektir. Her üç tarza da çekici olmak için herhangi bir doğal hediyeye ihtiyacınız yoktur. Görebiliyor, işitebiliyor ve hissedebiliyorsanız bunlar her şey için yeterli olabilir.

Tutarlı bir şekilde pratik yaparsanız: beraber olduğunuz herkesin dünyasına, onun tarzında konuşarak girebilirsiniz. Kısa bir süre sonra bu davranış şekli karakterinizin birparçası olacaktır. Bilinçsiz olarak, düşünmeden, kendiliğinizden böyle davranacaksınız.

Ahenk hakkında konuşurken şöyle bir soru gündeme gelmektedir.

Ahengi oluşturmanın temeli nedir? Esneklik. Ahengi oluşturmadaki en büyük engel, diğer kişilerinsizinle aynı haritaya sahip olduklarını düşünmektir.

Ahengi oluşturmanın bir başka yolu daha vardır. Ayrımların kümesi insanların yapabilecekleri seçimlerin belirlenmesine yardım eder. Onlara……… denir.

 

C) MÜKEMMELLİĞİN AYRIMLARI META PROGRAMLAR

“Doğru anahtarla her şeyi, yanlış anahtarla hiçbir şeyi söyleyemezsiniz işin tek inceliği anahtarı oluşturmaktır” George Bernard Shaw

insan tepkilerinin insanı hayrete düşürecek kadar fark edebilmenin en iyi yollarından birisi de bir grup insanla konuşmaktır. Aynı şeye insanların nasıl farklı tepki gösterdiklerine dikkat etmenin bir yararı olmaz. Güdüleyici bir hikaye anlatırsınız ki birisi kendinden geçer, bir diğeri ise göz yaşları içinde boğulur. Bir fıkra anlatırsınız. Birisi gülmekden kırılır, bir diğerinin kılı bile kıpırdamaz. Her insanın farklı bir zihinsel dille dinliyor olduğunu düşüneceksiniz.

Sorun, aynı mesaja insanların niçin bu kadar farklı tepki gösterdiklerinin anlaşılmasıdır.

Birilerini bir seminere devam etmesi için ikna etmeye çalıştığınızı kabul edelim şöyle söyleyebilirsiniz; “Bu seminere devam etmelisin. Fevkalade güzel. Biz  tüm arkadaşlarımızla birlikte katıldık. Ve sürekli olarak övgüyle o günlerden konuşuyoruz. Herkes seminerin yaşamlarını doğru yönde değiştirdiğini söylüyor”

Bu yaklaşım işe yarar mı? Elbette; çünkü ona kendi diliyle hitap ediyorsunuz.

Tüm bu meta programların genel durum ve gerilimle ilgili olduğuna dikkat edilmelidir. Bazı şeyleri on – onbeş yıldır yapıyorsanız, kuvvetli bir iç referans çerçeveniz vardır. Daha önce hiç yapmamışsanız; genel durumda neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin kuvvetli bir iç referans çerçevesine sahip olmayabilirsiniz.

 

 

 

 

Üç şekil arasındaki ilişkileri tanımlamanızı istersem birçok şekilde cevap verebilirsiniz. Hepsinin dikdörtgen olduğunu söyleyebilirsiniz. Hepsinin dört kenarlı olduğunu söyleyebilirsiniz. İkisinin dikey birisinin yatay yada ikisinin ayakta birisinin yatık olduğunu yada hiçbir şeklin diğer ikisiyle kesin olarak aynı ilişkiye sahip olmadığını söyleyebilirsiniz. Yada birinin farklı ikisinin benzer olduğunu söyleyebilirsiniz. Eminim siz daha fazla tanım düşünebilirsiniz. Burada ne olmaktadır? Hepsi aynı resmin tanımlamasıdır; fakat yaklaşımlar bütünüyle farklıdır. Bu meta programı öğrenmek; anlamak ve sevmek için bilgiyi nasıl sıraladığınızı belirler. Bazılar dünyaya benzerlikleri bularak tepki gösterirler. Resme bakarlar ve ortak noktalarını görürler. Onlar eşleşmecidir. Bu nedenle onlar sizin şeklinize bakarak şöyle söyleyebilirler. “Onların hepsi dikdörtgendir.” Bir diğer eşleşmesi de istisnalardaki benzerliği bulur. O şekle bakarak şöyle söyleyebiliriz, “Hepsi dikdörtgen, fakat bir tanesi yatık, diğerleri dik duruyor.”

Tüm bu olanlar, eşleşmez isim içine karışıncaya kadar geçerlidir. O her zaman nesneleri bizim gördüğümüzden farklı bir biçimde görür. Biz nesnelerin birbirine uygun yönlerini görürken o uymayan yönlerini görür.

Golcü bir futbolcu örneğini düşündüm. Birkaç yıl önce sorma çok iyi başlamıştı. Çok güzel goller atıyordu. Fakat o bir eşleşmez olduğundan, sitilini değiştirmek zorunluluğunu hissetti ve formunu kaybetti. Her stadyumda kalenin arkasında bulunan değişik şekiller üzerinde dikkatini toplaması için inandırılmıştı. Benzeşimsiz olduğu için bu şekillerin birbirinden ne kadar farklı olduğu üzerinde durmaya başladı ve daha önce kendi için çok kolay olan hareketleri bile yapamam durumuna geldi.

Herkesin bir çalışma stratejisi vardır. Bazıları bağımsız olmadıkça mutlu olamamışlar. Başkalarıyla birlikte çalışmakta güçlük çekerler ve çok fazla denetim altında çalışamazlar. Kendi gösterimlerini kendileri yapmak zorundadırlar.

Davranışlarında kendi kendini yanıltma hatasına düşmeyin ve aynı şeyi başkaları içinde yapmayın. Bir insanı davranışları aracılığıyla biliyorsunuz, fakat bunlar daha çok sizin davranışlarınızdır. Her şeyden uzaklaşma eğiliminde olan bir kişiyseniz; bu sizin davranış patorniniz olabilir. Ondan hoşlanmazsanız değiştirebilirsiniz. Gerçekte de değiştirmenin hiçbir özrü yoktur. Şimdi bu güce sahipsiniz. Tek sorun bitkilerinizi kullanmak için yeterli nedenlere sahip olup olmamanız.

Bu kitaptaki her şeyi gibi meta programlarda iki düzeyde kullanılmalıdır. Birisi diğerleriyle iletişimimize rehberlik edecek ve düzenleyecek bir araç olarak kullanmaktır. Fizyolojinin kişi hakkında soysuz hikaye anlatması gibi, meta programlarda onu nelerin güdülediği, nelerin korkuttuğu hakkında kusursuz bir şekilde konuşurlar. İkincisi düzey ise,kişisel değişim aracı olarak kullanılmasıdır. Davranışlarınızın, siz olmadığınız söylemeyin. Size karşı olan herhangi bir paterni çalıştırma eğilimindeyseniz, onu değiştirmek zorundasınız. Meta programlar kişisel değişim ve düzenlere için en güçlü araçlardandır. Mevcut bazı en yararlı iletişim araçlarının anahtarlarını sağlarlar. Gelecek bölümde bir diğer değerli iletişim aracını tartışacağız. Bu araçlar size…… gösterecek.

 

D) DİRENÇLE BAŞA ÇIKMANIN VE PROBLEMLERİ GÖRMENİN YOLLARI

“Dünyanın gidişi hariç, her türlü akıntıya karşı durabilirsiniz.” Jopen Atasörü

Başkalarıyla ilgilenirken, belirli bir miktarda deneme yanılmanın olması kaçınılmazdır. Kontrol edebildiğiniz sonuçların etkinliği, kesinliği ve hızı aracılığıyla, diğerlerin davranışları yönetemezseniz. Fakat bu sürecin nasıl hızlandırılacağını öğrenmek, kişisel başarınız için bir anahtardır.

Bu bölüm, insanın doğasında bulunan etkileşimiyle yeni  deneme yanılgı ve dirençle başa çıkmanın ve problemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilerek, keşfetme hızının nasıl artırılacağıyla ilgilidir.

Çoğumuz, bir tartışmanın çözüme kavuşturulmasını sözel bir boks maçı olarak düşünürüz. İstediğinizi elde edinceye kadar katışmaya vurmaya devam edersiniz. Daha etkin ve güzel modeller, aikido ve tai gibi doğu sanatları askeri sanatlarıdır, orada kuvvet karşılanmaz; fakat size karşı olan kuvvet, yeniden düzenlenerek yeni bir yöne yönlendirilir. En iyi iletişimcilerin yaptığı da budur.

Size bir örnek vereyim. Birisi bir konuda; “Kesinlikle haklısın”. Diyor. Siz de aynı şiddetle “Hatalı değilim.” Derseniz: aranızdaki ahengi koruyabilir misiniz? Hayır. Bir çatışma ve direnç olacaktır. Şöyle konuşursanız, “Bu konudaki hislerinin yoğunluğunu saygı duyuorum ve soruyorum bir de benim tarafımdam dinlesen, farklı hissedebilirsin” ne olur? Burada, kişinin iletişiminin kapsamıyla anlaşmak zorunda olmadığınıza dikkat edin.

 

“Görüşlerinde çok fazla ısrar edenler, anlaşabilecek, çok az kişi bulurlar.” Lao-Tsu, Lao Telp King

En iyi satıcılar ve en iyi ileşitimciler yapmak istemediği bir konuda kişiyi ikna etmenin çok zor olduğunu bilirler. Yapmak istediği konuda işe inandırmak çok kolaydır. Çatışmadan çok, doğal olarak yönlendirerek bir anlaşma çerçevesi oluşturmalısınız. Etkin iletişimde anahtar; kişiyi sizin yaptırmak istediğiniz yönde değil, yapmak istediği yönde çerçevelemektir.

 

“Anlayışsız davranılsa bile, anlayışla cevap verin.” Lao-Tsu, Lao Telp King

Bu bölümde iki temel fikir vardır. Ve bunların ikisinde birçoğumuzun düşündüklerinin tersine bir etkiye sahiptir. Birincisi, daha iyi ikna etmenin yolu, fethetmekten çok anlaşmadan geçer: Biz sanki her ilişkide bulunması gerekliymiş gibi, kazananla kaybeden tarafın kesin olarak ayrılmasından hoşlanan, ***** bir toplumda yaşıyoruz.

Hem iki durumunda dayandığı temel esneklik fikridir. Bir parçaları yerine koyma bulmacasını çözemiyorsanız, tekrar tekrar aynı çözümü eleyerek, bir yere ulaşamazsınız. Değişmek adapte olmak, *** ve yeni şeyler yapmak için esnek olursanız, çözersiniz. Ne kadar esnek olursanız o kadar seçerek yaratırsınız. O kadar çok kapı açabilirsiniz ve daha çok başarılı olursunuz.

***** bölümde kişisel ****** bir diğer önemli ****** inceleyeceğiz. Ona………. denir.

 

E) YENİDEN ÇERÇEVELEME: PERSPEKTİFİN GÜCÜ

“Yaşam durağan değildir. Zihinlerini değiştirmeyenler; düşkünler evindeki zavallılarla mezarlıktakilerdir.” Everett Durksen

Ayak sesini düşünün. Ayak sesinin ne anlama geldiğini sorsam; muhtemelen “benim için bir anlam taşıyor” dersiniz. İsterseniz üzerine biraz daha gidelim. Kalabalık bir caddede yürüyorsunuz, o kadar çok ayak sesi vardır ki, sanki duyamayabilirsiniz bile. Bu durumda onlar etkili bir anlama sahip değildir. Fakat gece yarısı evde yalnız otururken; dışarıda ayak sesleri duyarsanız ne olur? Az sonra ayak seslerinin size doğru yaklaştığını duyarsınız. Bu durumda ayak seslerinin bir anlamı var mıdır? Kesinlikle evet. Aynı sinyal (ayak sesleri), benzer durumların geçmişte size ne anlamlar ifade ettiğine bağlı olarak, çok değişik anlamlara gelebilir.

Dünyayı olduğu gibi görmediğimizi; çünkü nesnelerin birçok bakış açısından yorumlanabileceğini hatırlayın.

Kısa bir süre önce Bedltimore Sun’da dokunaklı e güçlü bir sözü yayınlandı; “Alışılmışın dışında dönen çocuk” başlıklı bu yazıyı Reoder’s Digest tekrar yayınladı. Yazı, Calvin Stanley isimli genç bir erkekle ilgiliydi. Görme dışında, her on bir yaşındaki çocuk gibi Calvin’de, bisiklete biniyor, beyzbol oynuyor okula gidiyordu.

Benzer durumda birçok kimse yaşamaktan vazgeçerken ya da aile içinde yaşarken, bu küçük çocuk tüm bunları nasıl yapabilir? Makaleden anladığım kadarıyla annesinin çok usta bir ******** olduğu açıktı. Başkalarının sınırlamalar olarak sınıflandırabileceği Calvin’in her deneyimi, Calvin’in zihninde bir avantaja dönüştü. Çünkü Calvin’in kendi kendine temsil ettikleri, Calvin’in deneyimleridir.

Geçen yıl yaptığınız büyük bir hatayı düşünün. Anında kendinizi kasvetli hissetmeye başlayabilirsiniz. Fakat hataların aşarısızlıktan çok, başarı deneyiminin bir parçası olma ihtimali daha yüksektir.

Politikayı göz önüne alalım. Pazarlama elemanları ve davranışları, bu sürecin her geçen gün daha büyük bir parçası haline gelmektedirler. Çerçeveyi düzenleme savaşı, amerikan politikasının en önemli kısmı haline gelmiştir. Bir zamanlar bu olay çok önemli değildi. Reagan-Nodale tartışmasından sonra her iki tarafın seçimle ilgili görevlileri, röpürtajcıları; en iyi havayı, en iyi çerçeveyi oluşturabilmek için söylenen her kelimenin üzerinde durarak kuşatma altına aldılar. Neden? Burada sorun kapsam değildi, sorun çerçevelemeydi de ondan.

Bir dakikanızı ayırarak, yaşamınızda sizi zorlayan üç durumu düşünün. Her durumu kaç değişik şekilde görebilirsiniz? Onları farklı görmekle ne öğrenirsiniz? Bu serbestlik farklı  davranışınızı nasıl etkiledi.

Sizin “O kadar kolay değil. Bazen onu yapmayacak kadar çöküntü içinde oluyorum”. Dediğinizi duyar gibiyim. Onlar size vız gelir sakın endişeye kapılmayın.

Bu inanılmaz derecede güçlü bir deneyim olabilir. Ben yaşamları boyunca kötü korkulara sahip olan kişilerin bu korkularını genellikle birkaç dakika içinde yenmelerini sağlama yeteneğine sahibim. Bu yönetim niçin eşe yarar? Çünkü korku durumuna girmek için belirli deneyimi düşündüğünde, yaratıldığı durumu değiştirirsiniz.

 

YENİDEN ÇERÇEVELEMENİN ALTI ADIMI

 

6- Davranıştan sorumlu alternatif davranışları gerçekleştirmek için sorumluluk yüklenmesini sağlayın.

5- Benzeşmenin kontrolü itirazı olan bir kısmı var mı?

4- Davranışta sorumlu olan kısımda bağlantılı olarak yaratma kısma faydaları elde etmenin başka üç yolunu yaptırın.

3- Faydaları keşfedin

2- Bir sinyal sistemi düzenleyin

1- Kişinin davranışta sorumlu olan kısmına erişin.

Negatif görünüşlü hemen her deneyim, yeniden çerçevelenerek pozitife dönüştürülebilir. “Muhtemelen bir gün geriye baktığımda bana güleceğim.” Deyiniz. Niçin  şimdi geriye bakıp gülmüyorsunuz? Bu sadece bir perspektif sorunudur.

Şimdiye kadar yeniden çerçevelemeye, negatif algılamaları pozitife dönüştürebileceğimiz yollar üzerinde durduk. Fakat ben sizin yeniden çerçelemeleri bir terapi, kötü olduğunu düşündüğümüz yollardan iyi olduğunu düşündüklerinize giden bir yol olarak düşünmenizi istemiyorum. Yeniden çerçeveleme, gerçekte üç aşağı beş yukarı potansiyel ve olabilirlilik için mecazlardan başka bir şey değildir. Yaşamınızda daha iyi bir şekilde yeniden çerçeveleyemeyecek çok az şey vardır.

Liderler ve tüm diğer büyük iletişimciler, yeniden çerçevelenme sanatının ustasıdırlar. Meydana gelen herhangi bir şeyi alıp, onun olabilirlik modelini kurarak, kişilerin nasıl güdüleneceğini ve güçlendirileceğini bilirler.

 

Tüm dünya sana karşı değildir… senin nasıl davrandığına aldırış etmeyen milyarlarca insan var.