Sosyolojide Kullanılan Yöntem Ve Teknikler
• Sosyolojide Kullanılan Yöntemler
Yöntem
UYARI : Yöntem ve teknik kavramları genellikle yanlış olarak birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Teknik, seçilen yönteme bağlı olarak belirlenen bilgi toplama aracıdır.
Bir araştırmanın başından sonuna kadar izlenmesi gereken düşünsel yoldur. Sosyolojide kullanılan yöntemler şunlardır :
Tümdengelim :
Toplumsal değişmenin çok hızlı olduğuü dönemlerde suç oranı artar.
İstanbul’un toplumsal değişme hızı çokü fazladır.
O halde İstanbul’da suç oranı artar.ü
Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi tümdengelim yöntemi bize yeni bir bilgi vermez. Genel yargıların içerisindeki saklı olan bilgileri açığa çıkartır.
Tümevarım :§ Tümevarım, gözlenen tek tek olgulardan yola çıkarak genel yargılara ulaşmaktır. Başa bir deyişle, tümevarım özelden genele giden bir akıl yürütme türüdür.
ü Gözlediğim Seyrek köyünde köyden kente göç oranı azdır.
Gözlediğim Ortaklarü köyünde köyden kente göç oranı azdır.
Gözlediğim Yanıklar köyünde köydenü kente göç oranı azdır.
Gözlediğim Geren köyünde köyden kente göç oranıü azdır.
O halde sulu tarımın yapıldığı köylerde köyden kente göç oranıü azdır.
Tümevarım mı, Tümdengelim mi?
Bilimsel araştırma sürecinde tümevarım ve tümdengelim yöntemleri birbirlerini tamamlar niteliktedir.
Tek tek olgulardan genel ilkelere ulaşılır (tümevarım).
Genel ilkelerden yola çıkılarak varsayımlarda bulunulur (tümdengelim).
Varsayımların doğruluğunu sınamak için deneyler ve incelemeler yapılır. Bu incelemelerin sonucunda genel ilkelere ulaşılır (tümevarım).
Anoloji : Anoloji, iki benzer olay§ arasında karşılaştırma yaparak sonuca ulaşmaktır. Arjantin’de enflasyon oranı yüksek olduğundan toplumsal muhalefet fazladır. Yunanistan’da da enflasyon oranı yüksektir. O halde, Yunanistan’da da toplumsal muhalefet fazladır.
UYARI : Anolojinin tümevarım yönteminden farkı şudur : Tümevarım, özelden genele bir akıl yürütmedir, Anoloji ise özelden özele bir akıl yürütmedir.
§ Birleştirici Yöntem : Birleştirici yöntemde, incelenen toplumsal olay ile ilgili olan diğer olaylar da göz önüne alınarak açıklamalar yapılır. Çünkü, toplumsal olaylar bir bütündür. Araştırmacı da toplumsal olayların karşılıklı bağlılığına ve etkileşimine dikkat etmek zorundadır.
UYARI : Birleştirici yöntem her ne kadar yöntem olarak anılsa da başlı başına yöntem olmaktan çok, bir yöntem ilkesidir.
Sosyolojinin Yöntem ve İlkeleri :§
Somutluk : Sosyolojiü yer ve zaman bakımından belirli olan olguları inceler. Sosyolog, hayalinde tasarladığı ideal toplum modelleriyle (ütopyalarla) ilgili değildir.
ü Nesnellik : Sosyolog, toplumları toplumsal ve bireysel değer yargılarından sıyrılarak inceler.
Sınırlılık : Sosyolog, hem incelediği konuyu hem deü araştırma yaptığı alanı (sahayı) sınırlandırmak zorundadır. Evren araştırmanın kapsadığı alandır. Sosyolog genellikle araştırmasının kapsadığı alandaki bireylerin tümünden bilgi toplayamaz. Sosyolog bu durumda evreni temsil etme yeteneğine sahip birimleri (örneklem gruplarını) seçerek, araştırmasını bu birimler üzerinde sürdürür.
Karşılıklı bağımlılık : Sosyolog, incelediğiü değişkenlerle diğer değişkenlerin karşılıklı etkileşim içerisinde olduğunu gözardı etmemelidir. Örneğin, köyden kente göçün nedeni sadece ekonomik nedenlerle açıklanamaz; ekonomik nedenlerin yanı sıra hukuksal, dinsel vb. nedenler de köyden kente göçü etkiler.
Dinamiklik : Sosyolog, toplumsalü olguların zaman ve mekan içinde değiştiğini göz önüne almak zorundadır.
ü Bütünlük : Toplumsal olaylar ancak toplumun genel yapısıyla ilişkilendirildiği zaman anlam kazanır.
Öngörü sağlama : Sosyolog, mevcut verileriü değerlendirerek ilerde ortaya çıkabilecek olayları önceden kestirebilir.
ü Kavramları açık seçik tanımlama : Sosyolog, araştırmasında kullanacağı kavramları daha araştırma projesinin başında tanımlamaktadır.
• Sosyolojide Kullanılan Başlıca Araştırma Teknikleri
Teknik
Teknik, seçilen yönteme bağlı olarak belirlenen bilgi toplama aracıdır. Sosyolojinin kullandığı belli başlı araştırma teknikleri şunlardır.
Gözlem : Toplumsal yaşamla ilgili§ olayları oluşum koşulları içinde amaçlı ve sistemli bir biçimde izlemek ve kaydetmektir. Gözlem çeşitleri şunlardır :
Belgeler Üzerinde Yapılanü Gözlem : Araştırılan konu ile ilgili kitap, yazıt, film ya da ses, kayıt, nesne, istatistik vb. belgeleri incelemektir.
Kapsamlı Gözlem : Çok sayıdaü bireyden oluşan bir toplumsal grubun ekonomik, kültürel ve toplumsal özelliklerinin görüşmelerle araştırılmasıdır.
Yoğun Gözlem : Kapsamlıü gözlemin yetersiz kaldığı durumlarda araştırma konusu ile ilgili az sayıda insanla derinlemesine görüşülmesidir.
Katılarak Gözlem : Araştırmacınınü incelediği toplumun yaşantısına katılarak bilgi toplamasıdır. Çoğunlukla antropologların kullandığı bir bilgi toplama aracıdır. Katılarak gözlemde ideal olan incelenen kültürün içinde dört mevsim yaşamaktır. Ancak bu zorunlu bir koşul değildir. Katılarak gözlemin olumsuz yönü araştırmacının uzun süre inceleme yaptığı toplumun içinde kalarak objektifliğini yitirmesidir.
Anket§ : Anket, kişilerin belirli konulardaki tutumlarını, düşüncelerini saptamak için hazırlanmış soru listesiyle bilgi toplamaktır. Anket uygulanırken genellikle araştırmacılar ile anket uygulayan kişiler karşı karşıya gelmezler. Dağıtılan anketler bireyler tarafından doldurulur.
Görüşme : Önceden hazırlanmış§ soruların, araştırma konusuyla ilgili kişilere yüz yüze sorulmasıdır. Görüşmede, anketten farklı olarak görüşmeciyle görüşülen kişi karşı karşıya gelmektedir.
UYARI : Enformel görüşmelerde önceden hazırlanmış sorular doğrudan değil de sohbet havası içinde sorulur.
Monografi : Aile, köy gibi küçük grupların§ ya da bir örnek olayın tüm değişkenleriyle derinlemesine bir şekilde incelenmesidir. Monografiler şu şekillerde olabilir :
Köy-şehirü monografileri
Sendika ve parti gibi kuruluşların monografileriü
Kanü davası gibi özel bazı örnek olayları ele alıp inceleyen monografiler.
UYARI : Monografi tekniğinde, diğer tekniklerde olduğu gibi, seçilen birimin evreni temsil etme özelliği göstermesi gerekir.
Sosyometri : Sosyometri, küçük§ gruplarda kimin kimden hoşlanıp hoşlanmadığını saptamaya yarayan bir tekniktir. Sosyometri küçük gruplarda yıldız ve itilen kişileri saptamaya yarar. Testin sonuçlarından yararlanarak grubun sosyogramı (ilişki haritası) çıkartılır.
§ İstatistik : Sosyolog, diğer tekniklerle toplanılan verilen ne anlama geldiğini ve bunlardan nasıl geçerli sonuçlar çıkartılabileceğini bilmek için istatistiksel tekniklerden yararlanmak zorundadır.
• Bilimsel Araştırma Sürecinin Aşamaları
Kavramsal Model Aşaması
Araştırma probleminin§ hissedilmesi, kaynak tarama
Problemin sınırlandırılması§
Araştırma§ amacının belirlenmesi
Varsayımların (denencelerin) ortaya§ atılması
Araştırma Aşaması
Araştırma Evreninin belirlenmesi§
§ İstatistiki tekniklerden yararlanarak araştırma örneklerinin seçilmesi
§ Verilerin toplanması
Çözümleme (Analiz) Aşaması
Verilerin istatistiki§ tekniklerle işlenmesi, sunulması; verilerin varsayımları doğrulayıp doğrulamadığının belirtilmesi
Bireşim (Sentez) Aşaması
Çözümleme§ aşamasında elde edilen sonuçlar yorumlanarak sistematik bilgilere (kuramlara – teorilere) ulaşılır.
__________________
Toplumsal tabakalaşma
TOPLUMSAL TABAKALAŞMA
Bir toplumda tabakalaşma sınıflar arası farklılaşmadan doğar tabakalar arasındaki bireyler arasında farklılaşma görülebileceği gibi aynı toplumsal tabaka( katman )içindeki bireyler arasında da farklar bulunabilir aynı tabaka içindeki farklar sosyal sınıfları oluşturur.
Genellikle bir toplumda yönetici pozisyonunda olanlar üst memurlar esnaflar orta işçiler ve yaşam koşulları iyi olamayanlar da alt tabakayı oluştururlar
Toplumsal yapı kendi içerisinde bir hareketliliği olan bir bütündür bu hareketlilik iki şekilde ifade edilebilir yatay hareketlilik ve dikey hareketlilik
Yatay hareketlilikte
A ) Sosyal yapıda yatay hareketlilik , Ör : Bakkalın manav olması öğretmenin Müdür yardımcısı olması vb
B ) Sosyal Hayat alanında yatay hareketlilik , : Bir lise öğretmeninin tayininin Bolu'dan Ankara'ya çıkması gibi ....
3 Tür Tabakalaşmadan söz edilebilir
Kapalı sınıf tabakalaşması Ör : Hindistan'daki kast sistemi ki doğumla kazanılr değişmez katı kurallara sahiptir tabakalar arasında geçiş yoktur.
Yarı kapalı sınıf tabakalaşması Ör : Ortaçağ avrupasındaki lonca sistemi gibi Yarı kapalı sınıf tabakalaşmalarında sadece yatay hareketlilik olasıdır.
Açık sınıf tabakalaşması Ör : Günümüz çağdaş toplumlarında eğitimin getirdiği olanaklar sonucunda toplumsal tabakalar arasında yatay ve dikey hareketlilik olasıdır.
Sosyolojinin diğer bilimlerle ilişkisi
A. Sosyoloji ve Tarih: Yer ve zamanı belli Tarih, toplumların ortaya çıkma, gelişme, dağılma ve çözülme devrelerindeki somut sosyal olayları belgelere dayanarak incelemeye çalışan bir bilimdir. Sosyoloji ise, bu sosyal olayları açıklayarak, bir takım ortak ilkelere,kurallara, genellemelere ve mümkünse yasalara ulaşmak ister.Tarih, diğer sosyal bilimlerle uğraşanlara olayların geçmişi hakkındaki verileri sunmaktadır. Sosyoloji tarih bu verilerinden yararlanarak, farklı toplumlarda görülen sosyal olayların ortak özelliklerini inceler ve genellemelere ulaşır.
B.Sooyoloji ve psikoloji .Psikoloji, insan davranışlarını konu edinen bir bilim dalıdır. Çoğu psikolojik olayların temelinde toplumsal öğeler mevcuttur.Öğrenme, kişilik, algı, davranışların şekillenmesinde sosyal öğeler mevcuttur. Bu yönüyle psikoloji, sosyolojinin verilerinden yararlanmak zorundadır. Diğer taraftanda fertlerin psikolojik durumlarını dikkate almadan, grup ve toplum ilişkilerinin doyurucu bir açıklamaya kavuşması güçtür.Sosyal psikoloji, insanın sosyal bir ortamdaki davranışlarını konu alan sosyoloji - psikoloji arası bir alt bilim dalıdır. C. Sosyoloji-Antropoloji: Antropoloji insanın yeryüzündeki toplumsal gelişimi-ni inceler. İnsan fizyolojisi ve iskelet yapısı, dil,araç yapımı ve teknolojisi, fen, eğitim, siyaset, örgütlenme türünden konular antropolojinin çalışma alanlarındandır
Fiziki Antropoloji: İnsanın biyolojik yapısını, insan ve ırklar tarihini inceler.
Kültürel Antropoloji: Yaşanan toplumların ya da kültürlerin sosyol ve kültür tarihi ile uğraşır. Toplum türleri, yayılma, evrim, töreler,bunların kökeni ve değişmesi gibi kanınları temel alır.Kültürel antropolojiye etnoloji veya sosyal antropoloji adı da verilmektedir.Bu yönleriyle sosyoloji, antropoloji ilişkisi mevcuttur.
D) Sosyoloji-Hukuk :
Hukuk, toplumda insanlararası ilişkileri düzenleyen, uyulması zorunlu kurallar bütünüdür. Hukuk toplum ile sıkı ilişkilidir. Bu kuralların uzun ömürlü olması o toplumun sosyal yapısına uygun olmasına bağlıdır. Bu yönüyle hukuk, sosyolojinin verilerinden yararlanır.
E. Sosyoloji-Ekonomi:
Ekonomi, insanların ihtiyaç duydukları mal ve hizmetlerin üretimini,bölüşümünü ve tüketimini konu alan bir sosyal bilimdir.Yasanın ekonomik faaliyetleri bir anlamda toplumsal faaliyettir.Ekonomik faaliyetler bulunduğu toplumdan etkilenir. Toplumsal olayların ekonomiye etkisi ve ikisi arasındaki ilişkisi arasındaki ilişki ekonomik sosyoloji’yi meydana getirmiştir.
F. Sosyoloji-Siyaset:
Siyaset bilimi, devletin örgütlenmesi çeşitli yönetim şekillerinin karşılaştırılması, anayasa hukuku (toplumun yönetim biçimi,hükümet iktidar) v.s. hem sosyolojinin hem de siyasetin konusudur.ancak sosyoloji topluma genel ve objektif yaklaşırken, siyaset değer yargılarında bulunur.
VII. SOSYOLOJİNİN ALT BİLİM DALLARI
A) Eğitim Sosyolojisi: Eğitim ile diğer sosyal kurumlar arası ilişkileri eğitimin işleyişi, işlevleri, eğitim kurum ve örgütlerinin sosyal özelliklerini inceler.Veya, kültürün kuşaklar arasında aktarılması olarak ele alındığında,kişilerin tüm sosyalleşme evreleri eğitim sosyolojisinin konusu içine girer.
B) Hukuk Sosyolojisi: Hukukun toplum içindeki rolünü (sosyal düzenin sağlamasında) Hukuk kurallarının toplumlarının gelişmelerine paralel olarak nasıl değiştiklerini inceler.
C) Din Sosyolojisi: Dinin kökenlerini, dinin toplum içindeki yeri, önemi, dini davranış ve düşüncenin şartlarını,biçimlerini ve dinin geçirdiği aşama ve değişmeleri ele alır.
D) Ekonomik Sosyoloji: Sosyal hayatın ekonomik yönünü ve diğer sosyal kurumlarla ilişkisini inceler. Diğer yandan da,ekonomik sistem-lerle diğer sosyal sistemler arasındaki ilişkileri inceler.
E) Siyaset Sosyolojisi: Siyasi kurum ve olayları, diğer sosyal kurum ve olaylarla ilişki yönüyle ele alır.Siyasi kanunların doğuşu, işleyişi, işlevi, siyasi eylem biçimleri. baskı grupları, siyasi davranış, oy verme, ideoloji, kamuoyu,propaganda gibi konuları inceler.
F) Sanayi Sosyolojisi: Sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan teknolojik gelişme ve etkilerini araştırır.
6 - Aile Sosyolojisi: Ailenin yapısı, toplum içindeki yeri,fonsiyonları, şekillerini inceler.
7 - Köy Sosyolojisi: Köy tipleri, coğrafyanın etkisi, köydeki değişmeleri konu alır.
8 - Kent Sosyolojisi: Kentleşme, kent biçimlerini, sosyal yapısı ve göç olayı üzerinde durur
__________________
Sosyloji ile ilgili temel kavramlar
TOPLUM: Belli bir coğrafya parçası üzerinde yer alan,üyeleri arasında sıkı bir etkileşim ve işbölümü olan bir insan topluluğudur.
SOSYAL OLAY: Toplum içinde meydana gelen, başlama ve bitiş noktaları belirli olan birden fazla kişiyi ilgilendiren bir oluşumu ve değişimi ifade eder.
SOSYAL OLGU: Genellikle başlangıç ve bitiş zamanı bilinmeyen, nerede başlayıp nerede bitebileceği kesin olarak tesbit edilemeyen bir sosyal oluşum ve değişimi ifade eder.Tek tek meydana gelen sosyal olayların genel bir ifade tarzıdır.Selma ile Mehmed'in evlenmesi bir sosyal olaydır. Ama tüm evlilik olaylarının hepsine birden evlenme denir. Bu ise sosyal olgudur.
SOSYAL KURUM: Birbirleriyle sosyal ilişki ve etkileşim halinde bir arada bulunan insanların, toplum içinde nasıl davranmaları gerektiğini ve bu davranışların kurallarını belirleyen, kişilere belli şekillerde davranışlarda bulunması için zorlayıcı etkide bulunan, aralarında birlik ve bütünlük olan, uyumlu ve örgütlü bütünlerdir. Aile, eğitim, din, hukuk,ekonomi, yönetim, devlet kurumları.
SOSYAL İLİŞKİ: Birbirinden haberdar olan en az iki insan arasında belirli bir süre devam eden, anlamlı ve belirli amaçlar etrafında kurulan sosyal bir bağdır.
SOSYAL YAPI: İçinde sosyal ilişkilerin sosyal olayların meydana geldiği, sosyal grupların ve kurumların yer aldığı,nüfus ve yerleşim tarzının şekillendirdiği, toplumun şekil ve çevresi ile ilgili dış görünüşe sahip olan bir sosyal varlıktır.
SOSYAL GRUP: Belli ortak özelliklere sahip, etkileşim ve ilişki içinde bulunan iki veya daha fazla kişinin meydana getirdiği göreli bir sürekliliği olan bireyler topluluğudur.
SOSYAL DÜZEN: Bir toplumdaki üretim güçleri ve üretim ilişkileriyle din, hukuk, eğitim gibi kurumların karşılıklı bağımlılık içinde oluşturdukları uyumlu bir bütündür.
KÜLTÜR: Tarihsel ve sosyal değişme süreci içinde oluşturulan, bütün maddi ve manevi değerleri ile bunları yaratmada ve gelecek kuşaklara iletmede kullanılan araçların tümüdür.
CEMAAT: Kan bağlılığının, benzerliğin, geleneklerin bulunduğu, iş bölümünün görülmediği insan topluluğudur.
CEMİYET: İş bölümünün geliştiği, akılcılığın egemen olduğu, daha çok organik dayanışmanın görüldüğü toplumdur.
MİLLET: Siyasi bir birlik şeklinde yaşayan, ortak, mazi ve kültüre sahip, devlet şeklinde teşkit-lanmış fert ve zümrelerin toplamıdır.
KALABALIK: Ortak fikirlerle hareket eden ve aynı heyecanı taşıyan, teşkilatsız ve sürekli olmayan, kendiliğinden oluşan insan yığınıdır.
HALK: Üyeleri yoğun bir şekilde bir araya toplanmış olmayan, bir arada bulunmaları tesadüfi olmaktan uzak,sürekli, ortak bir kültürle birbirlerine bağlı, teşkilatsız yaygın,insan topluluğudur.
SOSYAL DEĞİŞME: Bir toplumda ekonomik büyüme ile birlikte sosyal, siyasi ve kültürel alanlarda bir ilerlemenin olması demektir.
SOSYAL BÜTÜNLEŞME: Bir toplumu oluşturan, topluluk,grup ve kurumları gibi, sosyal yapının çeşitli öğeleri arasındaki birbirini tamamlayabilme durumuna denir.
SOSYAL ÇÖZÜLME: Bir toplumda maddi ve manevi kültür öğelerinin bir araya gelerek bir anlam ifade edecek ve işleyen bir bütün oluşturacak çok biçimde birbirlerini tamamlayamamalarıdır.
İŞBÖLÜMÜ: Bir toplumsal üretim düzeni içindeki değişik görev ve hizmetlerin, toplumun üyeleri, grupları arasında karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde bölünmesi sürecidir.
SOSYAL TABAKALAŞMA: Toplumu meydana getiren üyelerin ya da öğelerin bir ya da daha fazla ölçüte göre hiyerarşik sırılanmaları
SOSYAL SINIF: Toplumun düzeyi, yaşam biçimi, eğitim,saygınlık gibi özellikler bakımından birbirine benzeyen ve bunun bilincinde olan insanlar tarafından oluşturulan bir bütündür.
SOSYAL HAREKETLİLİK: Kişilerin, ailelerin ve sosyal grupların toplum içinde sahip oldukları bir stüdüden diğer bir statüye veya bir tabakadan diğer tabakaya geçmeleridir
SOSYAL YAPI
I. Tanımı: Sosyal yapı, içinde sosyal ilişkilerin, sosyal olayların meydana geldiği, ses yol grupların, kurumların yer aldığı, nüfus ile yerleşim tarzının şekillendirdiği, toplumun şekil ve çerçevesi ile ilgii dış görünüşe sahip olan bir sosyal varlıktır.
Sosyal yapının iki yönü vardır:
A - Kültürel (Manevi) Yapı: Toplumun sosyal ilişkiler ağı dediğimiz sosyal statüler, roller ve değer yargılarından oluşan yapısı
B- Fizik (Maddi) Yapı: Toplumun şekil ve çevresi olarak belirtilen dış görünüşünü oluşturan nüfusun yerleşim tarzı (köy - şehir) fiziksel yapısını oluşturur.
Toplumdan topluma sosyal yapı farklı özellikler gösterir.
II - SOSYAL YAPI İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
A - Sosyal İlişki: Birbirinden haberdar olan en az iki insan arasında belirli bir süre devam eden, anlamlı ve belirli amaçlar etrafınd kurulan sosyal bir bağdır.
M.Weber’e Göre Sosyal İlişkinin Özellikleri:
1. En az iki kişi arasında olmalı
2. Bir zaman sürecini içermesi
3. Kişi ya da grupların karşılıklı etkileşim içinde bulunmaları
4. Birbirlerinin varlığından haberdar olmaları
5. İlişkiler ortak bir anlam taşıması
6. İlişkide bulunan kişilerin birbirlerini içten karşılıklı bağ duymaları
Sosyal İlişki Çeşitleri:
1. Samimiyet Derecelerine Göre
a) Birincil İlişkiler: Daha çok cemaat tipi örgütlenmelerde görülen ve yazılı hale getirilmemiş ilişkilere dayanır. Daha çok örf ve adetler biçimindedir.
Özellikleri:
- İlişkiler karşılıklı duygusal güven anlayışa samimiyete dayalı yüzyüze ilişkilerdir.
- Yazılı kurallara bağlı değildir.
- Sosyal etkileşim çok güçlüdür.
- İlişkiler uzun sürelidir.
- Daha çok küçük gruplarda (aile, arkadışlık, köy, komşuluk) görülür.
- Bütün toplumlarda görülebilir.
b) İkincil İlişkiler: Daha çok cemiyet tipi bir teşkilatlanmada (şirket, sendika,kentler . . .) görülür.
Özellikleri:
- İlişkiler resmidir. Duygusal iletişim çok zayıf
- Yazılı kurallara bağlıdır.
- Kıss sürelidir.
- Sosyal etkileşim çok zayıftır.
- Daha çok büyük graplarda (şehir, şirket, resmi kurumlar ) görülür.
- Kitle iletişim araçlarının etkisi çoktur.
2. Sürelerine Göre
a) Tesadüfi (geçici): Kısa süreli (bir maçta biraraya gelen insanların
ilişkileri)dir.
b) Periyodik: Yılın belli zamanlarında kurulan ilişkilerdir. Mevsimlik işçilerin ilişkisi
c) Sürekli İlişkiler: Çok uzun süreli ilişkilerdir. Aynı, köyde, şehide oturan insanlar
arasındaki ilişkiler gibi.
B - SOSYAL STATÜ VE ROLLER:
Statü: İnsanlırn toplum içindeki yerini ifade eden bir kavramdır. Statü, kişilerin çocuk, doktor, müslüman, öğretmen, işveren, örneklerindeki gibi kim olduklarını belirtir, ona bir takım haklar sağlar ve yükümlülükler yükler.
Statü Çeşitleri:
1. Verilmiş (edinilmiş) Statü: Kişilerin yetenek ve becerilerine bakmadan ve onların bir çabası olmadan, kendileri dışındaki faktörler tarafından
sağlanır. Yani kişi doğumuyla, cinsiyetiyle veya yaşıyla ilgili bu statüyü elde eder. Örneğin, Yaşlı, genç, kadın, erkek, siyah, beyaz . . .
2. Kazanılmış Statü: Kişilerin kendi çabaları sonucu elde ettikleri stütüdür.Örneğin, anne, baba, öğretmen rolü çok büyüktür ve çok çabuk değişebilir.
Sosyal Prestij (İtibar): Bir bireye ya da kümeye (grub) başka birey ya da kümelerle, ilişkilerinde üstünlük sağlayan duruma denir. Doktorluk statü,doktorun sevilmesi, aranması durumuna prestij denir.
Statünün Özellikleri:
1. Her insan birden fazla statüye sahip olabilir.
2. Bazıları doğuştan bazıları sonradan kazınılır.
3. Bazıları doğumdan ölüme kadar değişmezken koşulları daha kolay değişir.
4. Her stütü belli kurallara bağlıdır.
5. Statüler arası ilişkiler ağı vardır.
6. Toplumdan topluma değişiklik gösterebilir.
Anahtar (Temel) Statü: Bireyin sahip olduğu statülerden toplum da en etkin olanına anahtar statü denir. Anahtar stütü kişinin toplum içindeki kişiliğini belirler. Cumhurbaşkanı, General, Öğretmen, İmam genellikle kişinin diğer statülerine göre anahtar stütü niteliği taşır.
Rol: Toplumun bireyden statüsüne uygun olarak beklediği davranışlarına rol denir. Kişinin her taşıdığı statüye göre bir çok rolleri vardır. Her rol, diğer rollerle olan ilişkilerinin derecelerine göre var olur ve anlam kazanır. Statünün dinamik yönüdür.Bir kimse hem öğretmen, hem sporcu hem parti üyesi olabilir.Rol Pekişmesi: Rollerin birbirini kolaylaştır-masıdır. Ana okulu öğretmeni Rol Çatışması: Bireyin sahip olduğu statülerine uygun rolleri arasında herhangi birine uygun davranışı yapacağına karar verememesi haline rol çatışması denir. Örneğin, bir müdürün evde müdür rolüne devam etmesi, subayın evdekilere asker imiş gibi davranması
C - SOSYAL DEĞERLER:
Değerler, kişilerin düşünce, tutum ve davranışla-rında birer ölçüt olarak ortaya çıkan ve sosyal yaşamın vazgeçilmez bir öğesini oluşturur.Değerler: Bir gruba ya da topluma üye olanların uymak durumunda oldukları genelleşmiş ahlaki inançlardır. Neyin iyi, güzel ve doğru; neyin kötü, çirkin ve yanlış olduğunu gösteren kriterlerdir.
Sosyal Değer Çeşitleri:
1. Pratik Değer: bir toplumun üyelerini birarada tutmaya yönelik inançlardır.Bu değerler kişiler arasında birlik ve dayanışmayı bozacak eğilim ve davranışları kötülerken, toplumun ihtiyaçlarını giderecek davranışları özendirir.
2. İdeal Değer: İnsanın ideside neler yapması gerektiğine ilişkin davranış modelleri önerir. Çoğuna uymak günlük yaşamda mümkün olmasa da önemleri büyüktür.Çünkü, insanları bencillikten kurtarır, toplum sorunlarıyla ilgilenmeye, yüksek ahlaki değerler edinmeye özendirir.3. Egemen Değer: Özgürlük, bağımsızlık, yoksulları korumak, namuslu olmak gibi tüm toplumca benimsenmiş ve korunan, uzun zamandan beri varlığını sürdüren değerlere denir.
Özellikleri:
- Toplum fertlerinin ortak duygu ve düşüncelerini yansıtırlar.
- Toplumun birliğini güçlendirirler.
- Toplumsal kurallara temel oluştururlar.
- Zorlayıcıdırlar.
- Toplumda kuşaktan kuşağa aktarılırlar.
- Ahlaki, dini inanç ve ilkelere dayanırlar.
- Toplumdan topluma değişirler.
- Zamanla aynı toplumda değişebilirler.
D - SOSYAL NORMLAR:
Bir toplumda insanları belli olaylar karşısında nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen öyle davranmaya zorlayan kurallara sosyal norm denir.
1. Yazılı(Resmi) Normlar: Kanunlar, tüzükler, yönetmelikler gibi devletin yetkili organlarınca düzenleyip, uygulamaya konan, gerektiğinde değiştirilen, devletin ve sosyal düzenin korunmasını ve devamını amaçlayan normlardır. Uymayanlar maddi ve bedeni cezaya çarptırılır. Hukuk kuralları gibi
2. Yazısız (Resmi Olmayan) Normlar:
Bireyler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinden doğan töre, adet, gelenek,görenekler, din kuralları, görgü kuralları gibi yazılı olmayan normlardır. Yaptırmaları mesnevidir.
Örf (Töre): Toplum yaşamında yararlı ve gerekli olduğuna ortaklaşa inanılan; kimi yerde yasa ve ahlakın yerine geçebilen, yaptırım gücü (kanun veya norm şeklinde) olan kurallara örf veya töre denir.
Adet: Halk tarafından alışılmış ve yaygın olarak kullanılan davranış şekilleridir. Bayramda akraba ve ahbap ziyaretleri yapmak Gelenek: Bir toplumda, eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa geçen kültür mirasları, alışkanlıklar bilgiler ve davranışlardır.
Görenek: Bir şeyi görülebildiği gibi yapma alışkanlığıdır. Uyulması için yaptırımı bulunmayan, ya da çok az olan davranış öğeleridir.
Din Kuralları: İnsanların Tanrıyla veya diğer insanlarla ilişkilerini düzenler.Sevap ve günah gibi yaptırım çeşitleri vardır.
Ahlâk Kuralları: İnsanların kendi nefislerine karşı vazifelerini ve diğer insanlarla ilişkilerinde nasıl davranmaları gerektiğini belirten kurallardır.
Görgü Kuralları: Örf ve adetlerin basit biçimidir. Bir kimsenin belli bir olayda nasıl davranması gerektiğini gösterir. Bir toplantıda konuşurken, bir davette yemek yerken bir törene katılırken nasıl davranırız?
Hukuk Kuralları: Kişiler arası ve kişi ile toplum arası ilişkileri düzenleyen,maddi yaptırım olan bu nedenle uyulması zorunlu kurallardır.
Sosyal Normların Özellikleri
- Sosyal değerlerin somut şeklidir.
- Toplumun düzen ve devamlılığını sağlar.
- Toplumsal kontrolü sağlarlar.
- Toplumsal süreç içinde veya merkezi otoritece oluşturulabilir.
- Bireylerin davranışlarını sınırlayan emir, yasaklardır.
- Toplumdan topluma veya zamanla değişir.
- Uymayanlar toplumca cezalandırılır, zorlayıcıdır.
- Çoğunluğun sosyal normlara uyması sosyal bütünleşmeye, uymaması ise sosyal
çözülmeye neden olur.
E - SOSYAL KONTROL
Bireylerin veya sosyal grupların sosyal üzeninin gereklerine uygun biçimde davranmalarını sağlamaya yönelik önlemlerin tümünü ifade eder.Sosyal kontrol, grup ve toplumun, kişinin davranışlarını sınırlandırması ve bu sınırlandırma yoluyla sosyal değerleri benimsemesinin sağlanması demektir.
Özellikleri
- Kaynağı sosyal yaşamdır ve her toplumda görülür.
- Toplumun düzeni ve devamını sağlar.
- Her türlü sosyal ilişkiyi kapsar.
- Bireylerin toplumsallaşmasını sağlar.
- Birey örnek davranış kalıplarını öğrenir ve taklik yoluyla kazanılır.
- Toplumdan topluma veya aynı toplumda da değişir.
- Toplumsal norm ve değerleri araç olarak kullanır.
III. SOSYAL OLAY VE OLGU:
Sosyal Olay:Toplum içinde meydana gelen, başlama ve bitiş noktaları belli olan ve birden fazla kişiyi ilgilendiren bir oluşumu, değişimi ifade eder.
Sosyal Olgu: Genellikle başlangıç ve bitiş zamanı bilinmeyen nerede başlayıp nerede bitebileceği kesin olarak tesbit edilemeyen bir sosyal oluşumu ve değişimi ifade eder. Tek tek meydana gelen sos olayların genel bir ifade tarzından
IV. SOSYALLEŞME: Bireyin toplumsal etkileşim sonucu o toplumun kültür, davranış, düşünme biçimlerini kazanması süresine denir.
V. ANOMİ: Düzensizlik ve kuralsızlık ifade eder.
VI. SOSYAL DAYANIŞMA: Grup içindeki bireylerin diğer bireylerle uyumlu ilişkilere girmesi ile ortaya çıkan duruma denir.
Durkheim'e göre dayanışma çeşitleri
a) Mekanik Dayanışma: Toplumda benzer, ortak duygu ve düşüncelere sahip insanlar arasındaki dayanışmadır. İlişkiler dostça ve samimidir.
SOSYAL GRUPLAR:
A. Tanımı: Belli amaçlar ve bunları gerçekleştirme çabası çerçevesinde toplanmış, belli kurallara göre. belirli süre karşılıklı sosyal ilişkide bulunan,en az iki kişiden oluşan, göreli bir sürekliliği olan bireyler topluluğuna sosyal grup denir.
B. Özellikleri ve Fonksiyonları
1 - Grup üyelerin ortak bir amaca sahip olması
2 - İki veya daha fazla kişiden oluşması
3 - Üyelerin karşılıklı sosyal ilişkide oluşması
4 - Göreli bir sürekliliğin bulunması
5 - Grup üyeleri arasında işbirliği ve iş bölümü vardır.
6 - Grubun bireylerin beklentilerine cevap vermesi
7 - Grub bireyleri arasında biz bilincinin olması
8 - Grup üyeleri arasında rol ve statü dağılımı vardır.
9 - Grup üyerine baskı yapar ve yol gösterir.
10 - Yapı ve fonksiyon bakımından zamanla değişir.
11 - Bireyi sosyalleştirir, tutumları değiştirir, pekiştirir.
12 - Grup birey için bir güvencedir.
13 - Grup, işlevini yerine getirdiği sürece vardır.
14 - Kültür grup aracılığıyla nesilden nesile aktarılır.
C. SOSYAL GRUP ÇEŞİTLERİ
1 - Grup Üyelerinin Sayısına Göre
a) Büyük Grup: Üye sayısı çok olan, ilişki ve etkileşimleri daha sınırlı ve resmi olan gruplardır. İkincil ilişkiler hakimdir. Şehir gibi gruplardır.
b) Küçük Grup: Üye sayısı sınırlırdır ve ilişkiler yüzyüze (birincil)dir. Köy,aile
2 - Grubun Süresine Göre:
a) Geçici Gruplar: Belli bir iş yapmak veya belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bir araya gelen kişilerden oluşur. Bunun için kısa ömürlü ve geçicidirler. Mevsimlik işçi, izciler grubu.
b) Sürekli Gruplar: Genellikle grup üyelerinin ömürlerinden daha uzundur. Millet,aile, köy, şehir, gruplar
3 - Bireyin Gruba Katılışına Göre:
a) Resmi Gruplar: Yetkili organlarca oluşturulmuş ve önceden belirlenmiş yasa, tüzük, yönetmelik gibi hukuk kurallarına göre düzenlenmiş gruplardır.
Milli eğitim de çalışan grup.
b) Resmi Olmayan Gruplar: Kanun ve yönetmelikler yerine grup üyeleri tarafından geliştirilen kurallara göre var olan gruptur. Genellikle küçük gruplardır. Aile, arkadaş grupları, imece (bir örgütte kendiliğinden doğmuş yardımlaşma şekli), klik-hizip (bir örgüt düşünce ve davranış bakımından ayrılık gösteren küçük gruplaşma) gibi...
4- Bireyin Gruba Katılışına Göre
a) Bireyin Kendi İradesiyle Katıldığı Grup:
Gruba girip çıkmanın serbest olduğu gruplardır. Arkadaşlık, klup, demek grupları
b) Bireyin İrade Dışı Katıldığı Grup:
Bireyin doğal yolla katıldığı gruptur aile millet, kastlara bireyler doğal yolla katılırlar.
Türk veya Fransız olmak kişinin ömrü boyu devam eder.
5 - Sosyal İlişki Tiplerine Göre:
a) Birincil Gruplar: Üyeleri arasında birincil (yüzyüze, samimi) ilişkilerin olduğu gruptur. Aile, arkadaşlık, komşuluk, komşuluk
b) İkincil Gruplar: Üyeler arasında ikincil ilişki bulunan, bulunan, bu ilişkilerin yasa, yönetmeliklerle belirlendiği gruplardır. Üyeler arsındaki ilişkilerde çıkar duygusu egemendir. Dernekler, sendikalar, siyasi gruplar gibi...
6. Ferdinan Tönnies’in Grup Sınıflaması
a. Cemaat: Zaman içerisinde yavaş yavaş meydana gelen, bireyleri arasında duygu ve düşünce birliği olan insan topluluğudur. Irk, etnik köken ve kültür bakımından farklılaşmış kişilerden meydana gelirler. Cemaat üyeleri arasında sıcak, samimi,yürekten, duygusal ilişkiler vardır. Aile, akrabalık, klan gibi kana bağlı; komşuluğa dayanan köy gibi yere bağlı, düşünce ve duygu benzerliğine dayalı topluluklar cemaate örnek verilebilir.
b. Cemiyet : Irk, etnik köken, sosyo ekonomik statü ve kültürce farklılaşmış topluluklardır. Cemiyetler kişisel olmayan, soğuk, rasyonel ve özgür ilişkiler üzerine kuruludur. Sanayi ve ticaret işletmeleri, baskı grupları, şehirler gibi örnekler....
Cemaat-Cemiyet Özellikleri
Cemaat (Topluluk)
Cemiyet (Toplum)
- Ortak irade
- Üyelerin kişiliği yok
- Toplum çıkarları
- İnan
- Din
- Töre, adet
- Doğal dayanışma
- Ortak mülkiyet
-Bireysel irade
Var
Birey çıkarları
İdeoloji
Kamuoyu
Moda, geçici arzular
Sözleşmeli dayanışma
Bireysel mülkiyet
7. Durkheim’in Toplum Sınıflaması:
a. Mekanik Dayanışmalı Toplum:
- Bireysel bilinçler birbirine benzer, bireyin kişiliği yoktur. Toplum önemlidir.
- Bağlılık benzerlikte doğan sempati bağlılığıdır.
- Dayanışma tam bir benzeşme ve uyum içinde ortaya çıkar. Dayanışma, insanların birbirine benzediği oranda artar. Dayanışma inorganik varlıkların molekülleri arasındaki dayanışmaya benzetildiğinden mekanik dayanışma denir.
- Nüfuz az işbölümü yok, homojen geleneksel
b. Organik Dayanışmalı Toplum:
- Toplumsal işbölümü gelişmiş ve bireylerarası, farklılaşma artmıştır. ? bireysel farkları doğurur.
- Dayanışmma işbölümüne dayanan, başkalarının bizi tamamladığı dayanışmadır. Bu dayanışmada bireysel bireysel farklılıklarını kazanırlar. Gelişmiş hayvanların organları arasındaki dayanışmayı hatırlattığı için organik daynışma denir.
- Nüfuz artmış, bireycilik, ihtisaslaşma artmış, din evrenselleşmiş, evrensel değerler gelişmiş yerel bağlar zayıflamıştır.
IV. Grup Dışındaki Topluluklar:
A. Kalabalık (Yığın) : Aralarında fiziki yakınlık bulunmalarına rağmen,karşılıklı ilişkiler, birleştirici, bütünleştirici bağlan bulunmayan veya yüzeysel ilişki ve geçici bir süre için birbirine bağlanan insan birimleridir.
Rastlantı sonucu oluşurlar. Durakta otobüs bekleyenler, yangını seyredenler.
- Kalabalıklar (sıradan kalabalık.
- İzleyiciler (dinleyici, seyirciler)
- Gösteri Toplu
- Etkin kalabalıklar
B. Sosyal Kategori : Ortak niteliklere sahip olan, fakat aralarında hiçbir ilişki
olmayan kişilerin oluşturduğu bir bütündür. Örneğin, öğrenciler, taksi şoförleri,
memurlar, yaşlılar.
Kategori Şekilleri
1. Kitle : Ortak sosyal niteliklere sahip olan insanların oluşturduğu, (fiziksel yakınlıkları bulunmayan) kategoridir.
Aynı gazeteyi okuyanlar, aynı futbol takımını tutanlar.
2. Sosyal Sınıf : Aynı hayat tarzına sahip, gelir, eğitim-öğretim, kültür ve meslek gibi çeşitli özellikler bakımından birbirine benzeyen insanların oluşturdukları kategoridir. Örneğin, işçi, işveren, köylü.
3. Azınlık : Bir topluma egemen olanların yararlandığı haklardan (belirgin farkları nedeniyle) yararlanamayan insanların oluşturduğu bir kategoridir. Batıdaki Türkler
__________________
Çağdaş sosyolojik kuramlar
Aydınlanma sürecinde ortaya çıkan temel kavramlar şunlardır:
* Akılcılık, *Bireysellik, *Kent(li)leşme, *Pozitivizm, */Ulus-Devlet, *Laiklik ve Sekülerleşme, *Uzmanlaşma, *Öznenin kendini fark etmesi ve özne olarak ortaya çıkması.
İşbölümü açısından yapısal farklılaşma:İşlevsel gereksinimler karşısında mevcut yapının üstlendiği işlevlerin artık o yapı tarafından karşılanamaması nedeniyle yeni yapılara yüklenmesidir.Yapısal işlevselci açıdan bakarsak,Spencer buna “hacim büyümesi” demektedir.Farklılaşma sürecine bağlı olarak uzmanlaşma ortaya çıkmaktadır
19. yüzyıldan itibaren sosyoloji kendi başına bir tavır sergilemeye başladı.Sosyolojinin ilk temsilcileri S.Simon, Proudhon,Comte,Marx,Hegel,Spen cer,Durkheim’dır.Kur ucuların başında yer alan S.Simon ütopik bir sosyalisttir. “İnsan Tarihi” ve “İnsan bilimi Üzerine İnceleme” adlı eserlerinde bu yanı ön plana çıkar. S.Simon pozitivizmin ve kapitalizmin savunucusudur,öncüsüdür.Yine de sınıfsal ayrımı vardır.Sosyolog olmasının temel nedeni topluma sınıfsal açıdan bakmasıdır. S.Simon derebeyliğe ve asalak sınıfa karşıdır.(Bal arası ve eşek arısı benzetmesi) Bu asalak sınıf feodalitede aristokrasi,günümüzde ise rantiye sınıfıdır.Buna karşılık üretici sınıfı yeğler.Çünkü ona göre toplumun kendini sürdürebilmesi buna bağlıdır.Burada Marx’tan çok ayrılan farklı bir tavrı vardır. S.Simon’un bu tavrı o günün şartlarında ortaya çıkmıştır. S.Simon toplumda ne görmektedir? S.Simon yaşam için faydalı şeyleri üreten herkesi üretici sınıfı içine koyar.1813 yıllarında temel ilgisi üretici sınıfı güçlendirme,asalak sınıfa karşı mücadele üzerinedir.Bu bağlamda deneysel bir bilim olması gerektiğini söyler.1789 devrimiyle kurulan yeni düzende :-):-):-):-)fiziğin yerini bilimin alması gerektiğini savunur.Ayrıca tam istihdam gibi refah tedbirleriyle endüstri toplumunun akılcı bir biçimde örgütlenmesini savunur.Bilimin önemine vurgu yaparak dinin yerini bilimin alması gerektiğini savunur.Bu anlayışında toplumsal gerçeğe pozitivist açıdan bakmaktadır.Bunun yanı sıra S.Simon,ahlak ve felsefenin toplum dinamiklerini kendi soyut çerçevelerinde ele almasına karşı çıkar.Bu şekilde sorunlar soyut ve muğlak olarak ortaya koyulmaktadır.Halbuki asıl olan bilim çerçevesidir.Bütün sorunlar,hatta ahlak ve felsefeye ilişkin olanlar bile bilimsel olarak çözülmelidir.Çünkü bütün toplumsal dinamikler,toplumun her niteliği o toplum gerçeğinin kendi oluşumundan,içsel dinamiğinden kaynaklanır.
S.Simon oluşturmak istediği bu bilime “insan bilimi” ya da “özgürlük bilimi” der.Bunların temel amacı toplum ve toplumsal olgulardır.Dolayısıyla gözlem çok önemlidir.Ayrıca toplumu tek tek bireylerle açıklamaya yönelen yaklaşımlara karşı çıkmıştır.Toplumu geniş bir atölye olarak görür.Toplumun temel işlevi bireylere değil,doğaya egemen olmak,onu biçimlendirmektir.Bu egemenlik sürecinde insanların belirli biçimlerde bir araya gelmeleri söz konusudur.İnsan-doğa ilişkileri insan-insan ilişkilerini belirler.Toplum,bireysel ve toplumsal çabanın bir sentezidir.Bireysel çaba üretimdir.(Marx bu düşünceleri “Kapital” ve “Alman İdeolojisi”nde incelemiştir.)Bu üretim,eylem ve yaratım toplumsal işte kendisini somutlaştırır.Toplumsal iş açısından farklılıklarla kendisini somutlaştırır.(esnaf,tamirci,d oktor vs.) “Özdeksel ve tinsel özelliği olan bireyin toplumsal çabası toplumun yaşamında da birbirinden ayırd edilemeyecek şekilde yer alır.” der.
Toplumsal grup veya sınıflar arasındaki çatışmalar toplumun evrimine yön verir.Bu güçler ekonomide,mülkiyette ve siyasal düzende somutlaşır.(Bu Marx’ın etkilendiği ve sistematik hale getirdiği bir yöndür.) S.Simon toplumdaki üretim ve mülkiyet düzenlemelerini kaçınılmaz görmektedir.Bu durum,kapitalist toplum düzeninde yaşayarak,gözlemleyerek gerçekleşir.Ancak ona göre mücadele edilecek sınıf,asalak sınıf olan aristokrasidir.Marx’ın döneminde ise işçi ve burjuva tam olarak kutuplaşmıştır.( S.Simon döneminde aristokrasinin etkisi hâlâ fazladır.) Toplumsal evrime böyle yaklaşan S.Simon Comte’a benzer şekilde bir aşama belirler:1-Feodalizm (Feodal) 2-Devrim (Liberal) 3-Endüstri Toplumu (Sosyalist)
Bu yaklaşımıyla evrime sosyo-ekonomik bir içerik kazandırmış olur. ( S.Simon vahşi kapitalizm döneminde yaşamıştır.Düşüncelerinin oluşumunda bu gerçek göz önünde bulundurulmalıdır.)
PROUDHON:
Proudhon bir anarşist sosyalisttir.Yaşamı düşüncelerini etkilemiş ve yönlendirmiştir.Maddi olarak yoksul bir aileden gelir,bu yüzden okuyamaz,erken yaşta çalışmaya başlar.Sonradan kendisini yetiştirir ve sosyalist olur.Geniş ama düzensiz bir kültüre sahiptir.
1840’larda “Mülkiyet Nedir?”i yazdı.İlk kitabında mülkiyet hırsızlıktır demesine karşı daha sonra mülkiyeti çağdaş toplum düzeninin bir gerekliliği olduğunu vurgular.(Kendiliğinden oluşan,siyasal erkin baskılarına karşı özgürlüğün bir belirlenimi olacağını söyler.) Bu da Proudhon’un en büyük tutkusudur:Siyasal erke karşı özgürlüğün korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması.Proudhon bunun için anarşisttir. “Siyasal özgürlük ekonomik düzenin haksızlıklarından uçlanır.” der.Bunun için ütopik çareler üretir.Vergiyi kaldırmak için faizsiz banka kurulması gibi.Bu düşüncesini gerçekleştirmek için bir banka kurar fakat istediği sonucu alamaz.
Siyasal nedenlerle pek çok kere hapse girmiştir.Sonradan yumuşamış federalizm ilkeleri hakkındaki düşüncelerini kitaplaştırmıştır.Temel fikri,statüye dayanan otorite yerine tarafların eşitliğine dayanan özgür bir sözleşme mekanizmasıdır.Bu düşünceleri kolektivizm ve federalizmin çerçevesini oluşturur. “Sefaletin Felsefesi”, “Mülkiyet Nedir?” eserlerinde kapitalizmin getirdiği sorunları analiz eder.Onun ütopik olmasının temel nedenlerinden biri,burjuva mülkiyetinin özelliklerini ele alması gerekirken,sorunu üretim ilişkileri açısından,hukuki açıdan ele almasıdır.
Proudhon devlete karşı derin bir nefret duyar.Çünkü devlet en büyük otorite,başka bir deyişle beladır.Buradan onun özgürlüğe olan bağlılığı anlaşılabilir.Devletin kesin otoritesini yontmak ister.Ekonomik krizlerle sarsılan toplumu,toplum güçlerinden sağlanacak denge ile kurtarmak ister.Fikirleri,özgürlüğü korumak istemesi bakımından liberal felsefeye bağlıdır.Ama erişmek istediği nokta toplumun götürülmesi toplumun kendi rızasıyla olmalıdır,yönlendirme gereklidir.Bu yüzden sosyalisttir.Faiz ve ranta karşı çıkmıştır.Faizsiz kredi sistemleriyle işçi birlikleri kurulmasını ister.Bu düşüncelerinin temelinde adalet ve özgürlük vardır.Adaletin sağlanması eşitlik ve denge demektir.Ama doğa eşitsizliklerle doludur.Proudhon hayatı boyunca bununla mücadele eder.
Klasik Evrimci Sosyologlar:
Evrimcilik 19. yüzyılda etkili olmuş büyük doktrinlerden biridir.Diğer düşün sistemleri üzerinde büyük etkisi olmuştur.(sosyoloji ve sosyal antropoloji gibi)Evrimcilik genelde iki farklı anlamda kullanılmaktadır.Birincisi biyolojik evrimdir ki Darwinizmle özdeşdir.Diğeri ise sosyal evrimdir ki toplum gelişmesi ve işleyişi konularını inceler.19. yüzyıl düşüncesi genel olarak evrimcidir.Evrim anlayışına ilişkin bazı sayıltılar vardır bunlar:
1.Dünyanın ve yaşamın bütünlüğü düşüncesi.Felsefi görüş açısından evrimciler pozitivist ve natüralisttir.
2.Düzenlilik.İnsan yaşamı ile doğa yaşamının birlikte düşünülmesi birliktelik içinde düşünülmesi,her ikisinin de aynı yasa içine konulması.Buna göre bilimin yasaları iki türlüdürüzenlilik içinde anlaşılan bir silsile izleme, ve yapı-işlev bağıntısıdır.Bir yapının oluşması için öncelikle bir işlevin,bir gereksinimin olması gerekir.
3.Genetisizm.Evrimciler özellikle genetik bağımlılıkları bulmaya önem vermişlerdir.Şöyle ki,bir olguyu açıklama,bu olgunun başlangıç noktasını bulma anlamına gelir.(Örneğin ailenin bugünkü duruma gelene kadar geçirdiği evreler,ailenin ilk durumunu bulma gibi.)Bu yaklaşım aydınlanma çağının temel ilgisini yansıtır.O da varlığın kökünü anlama,maddenin özünü anlama olarak ifade edilebilir.
4.İnsan doğasının tekdüzeliği.İnsana özgü gerçeklikler sürekli değişikliklerle karşı karşıya kaldığı halde,bu gerçekliğin süreklilik gösteren nitelikleri de vardır.Özellikle evrimciler belli ölçüde insanın değişmeyen insan doğasını kabul ederler.İnsan aklının işleyişine ilişkin genel ilkelerin var olduğuna inanırlar.Aksi takdirde aynı nedenlerin aynı sonuçları vermesi mümkün olmazdı.Sürekli değişmez nitelikler her zaman sözkonusu olmakla beraber değişebilirlik her zaman mümkündür.Bu bağlamda evrimci dogmalardan biri,mevcut her şeyin hareket halinde olması ve değişmesidir.Evrim bütün birimlerde kabul edilen bir gerçektir ve evrenin temel yasasıdır.Açıklanması gereken şey ise durgunluk ve hareketsizliktir.
5.İlerleme.Evrimcilere göre değişmenin bir yönü vardır:ilerleme.İlermeden geri gelme sapmadır.Aydınlanmada bu ilerleme hem kültürel hem felsefi hem de toplumsal boyutta incelenir.Bu alanda her sosyolog farklı aşamalar saptamıştır.Genel olarak şöyledir:
Vahşilik-Barbarlık-Uygarlık.Evrimcilerin temel savunularından biri de evrimin toplumun alt alanlarında da geçerli olduğudur.(hukuk,aile,din,eğit im vs.)Ancak bu alanlar birbiriyle etkileşim içinde düşünülmelidir.
6.Değişimin global doğası.Toplumsal yaşam yasalar silsilesi içinde etkinlik gösterir.Çünkü bu anlayışa göre toplum organik bir bütündür.Dolayısıyla değişim her organa yayılır.
7.İlerlemenin eşitsizliği.Bütün insan toplumları aynı yasalarla ilerler.Fakat evrimin hızı iki yönde değişiklik gösterir.Yani toplumlar arasında ilerleme açısından hız farkı vardır.Hatta toplumun içindeki kurumlar ararsındaki ilerleme hızı da farklıdır.(din ve ailenin çok yavaş ekonomi çok hızlı) Ve hatta tek bir toplumun değişme hızı evrimin çeşitli dönemlerinde farklıdır.
8.İlerlemenin devamlılığı ve yavaşlığı.Evrimcilere toplumsal değişme hiçbir zaman haşin değildir,yumuşaktır.Evrimin üst aşamaları alt aşamalarından sayısız ara aşamalara ayrılmıştır.Yani iki aşama arasında bir çok ara aşamalar vardırAntropolog Taylor en alt ve en üst aşama arasında ara aşamalar oluşturmuştur.Her üst aşama yavaş yavaş kendinden önceki aşamadan uçlanır.
9.Değişmenin içselliği.Bu konuda farklı iki eğilim vardır.Birisi gelişmeyi topluma içkin olarak görme eğilimi diğeri ise toplum ve çevresinin etkileşim halinde olduğu eğilimidir.(Weber’e göre her toplum kendini rasyonelleştirme itisine sahiptir.)Değişimin içselleği tartışmaları kültür ilişkisi ve difüzyonun rolü problemine indirgenebilir.Nitekim evrimciler eleştirilmelerine rağmen difüzyonun (kendi kendini emme) farkındaydı.Dahası,difüzyonun rolünün icatlardan istatiksel olarak daha büyük ölçüde etkin olduğunu düşünüyorlardı.
Pozitivizm dar anlamda Comte’un anlayışıdır.Geniş anlamda ise Comte’un izleyicilerinin geliştirdiği anlayıştır.Pozitivizme çok farklı anlamlar yüklenmiş olmasına karşın bazı özellikleri herkesçe kabul edilmektedir.Pozitivizm bir düşünce biçimi ve ideolojidir.
Pozitivizmin özellikleri:
1.Eleştiriye karşı olmak.Yasalar vardır,bunlar işler.Doğanın yasaları gibidir.
2.:-):-):-):-)fiziğin eleştirisini içerir.
3.Modern bir disiplin olarak doğal bilimdir.
4.Sosyal olguların şeyler olarak ele alınması.Bunun altında toplumsal mühendislik düşüncesi vardır.
AGUSTE COMTE:
Comte 1789 devriminin yarattığı karmaşık dönemin ürünüdür.Geleneksel ile modern arasında gidip gelmiştir.Devrimle ilgili sorunlar üzeride düşünmek Comte için de amaç oldu.Amaç modern toplumun kurumsallaşmasına katkıda bulunmaktır.Bu da ancak doğa bilimlerine özgü yasaları topluma da uygulamakla mümkündür.Bu açıdan “Pozitif Felsefe Dersleri” adını taşıyan kitabını , 1.)Bilimlerin bir sınıflamasını yapmak,2.)Pozitif bilimlerin verilerine dayanarak toplumu yeniden düzenlemek amacıyla yazmıştır.Bu bağlamda sosyolojinin bağımsız bir bilim dalı olması gerektiğini söyler.Yöntemi,gözlem,karşılaş tırma ve deneye dayanan pozitif yöntemdir.Bilimlerin sınıflamasını her bilimin doğuşu ve ortaya çıkışı,diğer bir ölçüt olarak da mantıksal sıralamaya göre yapar.Astronomi,Biyoloji,Fizik ,Kimya ve Sosyoloji.Sosyoloji ona göre en karmaşık bilimdir.Comte pozitif yönteme tarihsellik de kazandırmıştır.Bu bağlamda sosyolojiyi sosyal statih (morfolojik) ve sosyal dinamik (hareketlilik) olarak ikiye ayırır.Toplumu organik bir bütün halinde görür.Parçalar işlevsel olarak birbirine bağlı bir sistem,bir oluşumdur.Yani comte’un işlevselci bir yaklaşımı da vardır.Dinamik yaklaşımına baktığımızda toplumlarda evrensel aşamaların olduğunu görürüz.Comte felsefi tutum olarak idealisttir.(Düşünceye vurgu yapar.)
Teolojik Aşama –:-):-):-):-)fizik Aşama-Pozitif (bilimsel) Aşama
Bu aşamalar önce düşüncede yaşanır.Sosyal dinamikte etkin olan şey düşüncedir.Bilimsel sınıf askeri sınıf değildir,sivillik önem kazanmıştır.Bu,askeri toplumdan endüstri toplumuna kayıştır.Tarihin rasyonalitesi endüstri toplumunu doğurmuştur.Endüstri toplumu,Malların zenginliği,temel sosyal sınıfların varlığı,girişimciler,ücret karşılığı çalışanlar,üretim,işin uzmanlaşması gibi olguların olduğu toplumdur.
Comte liberal düşünce ile bağdaşırken muhafazakar düşünceye de kaymıştır.Bu gidiş-gelişlerden ötürü hep yalnızdı.
Herbert SPENCER:
Katı bir materyalisttir.Marx’tan daha çok deterministtir.Herşeyin temeline katı bir şekilde ekonomiyi koyar.Ona göre toplumlar hayatta kalmak istiyorsa doğal seleksiyona uğramamak için güçlü olmak zorundadır.Spencer natüralist ve pozitivisttir.Tipik bir organik kuramcısı ve işlevselliğin başlatıcısıdır.Farklı olduklarını bildiği halde biyolojik organizma ve toplum arasında paralellik kurar.Bu karşılaştırmada toplum ve organizmayı simetrik gördüğü halde disimetrik olarak ifade eder.Organizme sürekli bir varlıktır.Oysa toplumun üyeleri sürekli yer değiştirir.
Toplumsal değişmeleri üç aşamada ifade eder:
1.)İlerleyici Farklılaşma
2.İlerleyici Bütünleşme
3.Hacim Büyümesi
İç ve dış etkilerle toplumun her kurum ve işlevi farklı kurumlara dağıtılarak toplumun hacmi büyütülür.Bu,ilerleyici bir farklılaşmadır ve bütünleşmeye gider.Bunun sonucunda amipin çoğalması gibi toplumun hacmi büyür.Değişmenin temel kavramı ‘farklılaşma’dır.(Bu, işlevselci kuramın temel savıdır.)
Spencer’a göre toplum,temeli ekonomiye dayanan organik bir bütündür.Toplumda homojen basit bir yapıdan heterojen karmaşık yapıya doğru bir süreç vardır.Bu da farklılaşma sürecidir.Bu sürecin itici gücü ekonomiye dayalı yaşam mücadelesidr.(Darwinizm).Bu yüzden katı bir materyalisttir.Bu mücadelede somutlaşan gereksinimler yeni işlevlerin oluşmasına dolayısıyla da yapısal farklılaşmaya yol açar.Ancak, bu süreç içinde toplumu oluşturan öğeler arasındaki farlılaşma aynı zamanda bütünleşmeyi sağlar.Çünkü tüm bu öğeler birine gereksinim duyar ve bu yüzden birine bağlıdır.Hiçbir öğe kendi kendine yetemez.Spencer toplumun evrimini askeri toplumdan bilim toplumuna doğru görmüştür.”Toplumla birey arasında denge kurulduğunda evrim sona erecektir” der.Bu,onun ütopyasıdır.Spencer politik açıdan liberalizmi savunmuş,devletçiliğin karşısında olmuştur.
DURKHEIM:
Aslında bir okuldur.Her toplumsal olgunun nedeni bir başka toplumsal olgudur.Comte’un psikoloji bilim olarak kabul etmemesini eleştirdi.Çünkü bu,insanın kendini dışta bırakması anlamındaydı.Durkheim okuluna göre toplumsal yaşam orijinal bir varlıktır.Toplum bireylerin toplamı değildir ondan daha fazla bir şeydir.Toplumu parçaladığımızda bireysel bilinçler ortaya çıkar ama onların toplamı toplumsal bilinci vermez.Bireysel bilinçlerin toplamı toplumsal bilinci oluşturur.Fakat toplumsal bilinç daha sonra bireysel bilinci yönlendirir.Durkheim’ın bu görüşü eleştirilmiştir.Çünkü toplumsal olguları yaratan zaten ‘birey’ ve ‘ben’ler arasındaki etkileşimdir,toplumun kendisinden başka bir şey değildir.Durkheim toplumsal bilinci adeta tanrısallaştırır.Ona göre insanlar etkileşim içinde değerler,semboller,ideolojiler vs. yaratır.Yaratılan,soyut kültürdür.Aslolan o soyut kültürün arkasına geçip onu anlamak ve yorumlamaktır.Durkheim gözlenen somut toplumdan kendini dışarı çekip ona bir nesneymiş gibi bakmaya çalışmaktadır.Durkheim katı bir pozitivisttir.Durkheim’ın görüşlerini çok eskilere kadar götürmek mümkündür.Bireyin toplum tarafından yönlendirildiği düşüncesi Budizm’de Aristo ve Hegel’in düşüncesinde de vardır.
19. yüzyılda bireyciliğe karşı kuvvetli bir tepki oluşmuştur.Ruhsal yaşam toplumsal yaşam üzerinden,toplum ise tarihsel süreç içinde ele alınmıştır.
Durkheim işbölümüne dayalı kendisine özgü kuramını oluştururken kendi okulunun kurallarına bağlı kalmıştır.Spencer’ın organik bütünleşme ve farklılaşma kuramından,Comte’un ahlak öğretisinden faydalanmış,evrimci düşünceden de etkilenmiştir.
Durkheim için toplumdaki en belirleyici unsur toplumsal bilinçtir.Toplumsal bilinç bir iktidardır,modern toplumdaki ulus-devleti tümüyle saran bir yapıdır.Durkheim toplumsal bilinci bireysel bilinçten ayıran iki temel fark olduğunu söyler:1.)Dışlak yani dıştan gelen olması, 2.)Baskı niteliği taşıması. Toplumsal olgular din, ahlak gibi olgulara bürünerek birey istemese de kendini kabul ettirir.Bu bilinç toplumsal yaşamda yönlendiricidir;sürdürülebilir liğinin sağlanması için bir takım yaptırımlarla kendini garanti altına alır. Toplumsal bilinç her toplumda farklıdır.Bu fark Durkheim’ı evrimci yapar.Toplumlar evrilerek değişir.Bu değişimin itici gücü toplumdaki işbölümünün farklılaşmasıdır.Bu farklılaşmayı tetikleyen ise nüfusun hem sayısal hem de ilişkisel olarak yoğunluğunun artmasıdır.Bu yoğunlaşma yeni gereksinimleri ortaya çıkarır.(Gereksinimler-yeni işlevler-teknoloji-yeni yapılar.)Bu,uzmanlaşmadır.Bu da homojen bir yapıdan heterojen bir yapıya ve organik yapılaşmaya gitme demektir.Uzmanlaşmayla birlikte toplumda daha çok bütünleşme olur.Toplumlar mekanik toplum yapısından organik yapıya doğru evrilir.Organik toplum endüstri toplumuna tekabül eder.
Bu gelişme anlayışıyla bağlantılı olarak anomi kavramı ortaya çıkar.Bu değişme özünde bir alt-üst oluştur.Toplumda bazı kurumlar (örn. ekonomi) çok hızlı değişir.Bu değişme sürecinde işlevsel bağlantılar gerilmeye ve kopmaya başlar,sonunda denge bozulur.Bu değişimin sonucunda toplumda bunalımlar yaşanır.Bireyler ulaşmak istedikleri hedeflere ulaşamaz olur.Bireysel bilinç toplumsal bilinçten özgürleşerek yeni bir etkileşim sistemi ortaya çıkar,bu da yeni bir toplumsal bilinç oluşturur.Bireysel ve toplumsal bilinçte oluşan bu bozuklukları Durkheim,anomi olarak adlandırır.Normsuzluk demektir.(Marx’ta anomi yabancılaşma kavramına tekabül eder.Sosyo-psikolojik anlamda yabancılaşma anlamsızlık,hiçlik demektir.)Bir bireysel bilinçteki gelişmeler toplumun çoğu üzerinde hakim olduğunda toplum bilincinin üzerine çıkar ve kurumsal yapıda değişimler yapmaya zorlar.Mekanik toplumdan organik topluma geçişte zevklerde, kanaatlerde, inançta ve ahlakta değişmeler olur.Homojenlik ve tek boyutluluk azalır .Uzmanlaşmayla birlikte gelenek zayıflar.İşbölümüyle sosyal ilişkiler artar.Farklılaşma yeni bir işbölümünü oluşturur.Politik işlevler uzmanlaşır.Soya dayanan politika anlayışı yok olmaya başlar onun yerini sözleşmele alır.Yeni bir toplumsal bilinç oluşturulana denk sosyal kontrol gevşer.Özel mülkiyet, ekonomi, bireycilik sözleşmeye dayalı olur.Uğraşlar herkese açıktır.Din evrenselleşir,çoktanrıcılık yerini tektanrıcılığa bırakır,tanrı düşüncesi bireyselleşir.(Laiklik ve sekülerleşme)Kabile ve yöresel sınırlara dayalı vatandaşlık zayıflar yerine kozmopolit ve uluslararası ilişkiler gelişir.
Anomiyi somutlaştırırsak,işbölümü anonimliği,kentleşmeyi ve rasyonelleşmeyi beraberinde getirir.Ekonomi,devlet vb kurumlar daha farklılaşır,daha anonim bir hale gelerek rasyonel bir öz kazanır.
Durkheim ekonomik bir kriz döneminde yaşamıştır.Bunun için onun görüşleri ekonomik yapı tarafından belirlenmiştir.Toplumun sürdürülebilirliğini kurumlara yükler.Böyle bir ortamda intihar üzerinde durması önemlidir.Özellikle anomi intiharları sosyo-ekonomik nedenlidir.Bencil intiharlar; toplumsal bağların zayıf olduğu bireyin kendisini zayıf hissettiği zamanlarda ortaya çıkar.Sosyal izolasyon (bireye kendi sorumlulukları için aşırı baskı yapılması ve destek çıkılmaması) çok önemli bir öğedir.Burada aile çok önemli bir misyon üstlenir.Bireyi kendi başına bırakan etki ne kadar çoğalırsa intihar o kadar artar.Altuistik (elcil) intiharlar; Altuizm özveri demektir.Yeterince bireyleşememe de intihara yol açar.İnsan toplumdan koptuğunda kendisini kolaylıkla öldürebildiği gibi,toplumla aşırı bütünleştiğinde de kendini öldürür.Toplumun kuralları bireyin ölmesini istiyorsa birey ölür.Anomik intihar;makro düzeyde toplumsal ve ekonomik bunalımlar o normatif düzenin bozulmasına yol açar,anomi olur.Mikro düzeyde ise (örneğin ailede) yalnızca ekonomi değil farklı sebepler anomiyi oluşturur.Örneğin dulluk halinde doğan normsuzluk,yani duruma ayak uyduramama bireyi intihara sürükler.Toplumların bunalım dönemlerinde anamik intihar arttığı gibi aşırı ve ani refah dönemlerinde de intiharlar artar.
HEGEL:
19. yüzyılın ilk dönemleri şu bakımdan çok sorunlu bir toplum yapısına sahne olmuştur:devrim olmuş,ancak teorik planlar pratiğe dökülmemiştir,merkezileşme.
Hegel Aydınlanma düşünürlerinin en önemlilerindendir.Yöntemi idealist diyalektiktir.Platon’a dayanır.Toplumu,Platon’dan Kant’a kadar felsefe temelinde irdelemiştir.Hegel’in hem felsefi hem de sosyolojij temeli vardır.Marcuse, “felsefeden devlet ve toplum alanına geçiş Hegel’in sisteminin özünü oluşturur” der.Hegel “eğer devletin ve tarihin felsefesi yoksa devlet ve tarih yoktur” der.Marxizmi biçimlendirmesi açısından da Hegel önemlidir.Evrime ve metodolojiye katkısı da gözardı edilemez.Aristo “insan politik bir hayvandır” derken Hegel, “insan tarihsel bir hayvandır” der.Hegel Aristo’yu yeni bir anlatımla yeniden üretmiştir.Hem muhafazakar hem de anti-muhafazakar yanları vardır.Kesinlikle akılcıdır ve toplumsal yaşamın irrasyonel olduğunu reddeder.İlerleme düşüncesine inanır.Ancak bu,18. yüzyıl ilerlemesinden farklıdır.Düşüncenin evriminin önceliğine inandığı için idealisttir.Toplumda zıtlıkların yer aldığı düşüncesini taşır. “Her biçim geleceğin tohumunu kendi içinde taşır” der.
Sosyolojik olarak bakarsak Hegel’in temel ilgi alanı devlet-birey-toplum ilişkisidir.Hegel’e göre bireyin sosyalizasyonun bir çok düzeyi vardır.Burada sorun hangi düzeyin önemli olduğu değildir.Çünkü bunların her biri kendi içinde önemlidir.Bunlar bütün ve bütünün parçalarıdır,birbirine bağlıdır.Bireyin toplumdaki,sivil toplumdaki,aile içindeki yeri çok önemlidir.Zaman zaman liberal,bazen muhafazakardır.Onun analizi devlet ve toplumu içerir.
Toplum:Bireylerin kendi çıkarlarını elde sürecinde birbirleriyle olan etkileşimin ortaya çıkardığı bir sistemdir.
Devlet:Bu çıkarları politik ve yasal olarak koruyan bir biçim,bir mantıktır.
Devlet mutlak ide,mutlak mantık olarak kendisini sürekli açımlar.Kendisini sürekli olarak koruyan bir mekanizma olarak kendisini somutlaştırır.
Hegel’in sosyolojik analizleri üç düzeyde yer alır:
1.)Sivil toplum:Sosyo-ekonomik ilişkiler düzeyi,bireyin sosyalizasyon süreci.
2.)Moral ilişkiler düzeyi,Ailevi ilişkiler düzeyi
3.)Politik ilişkiler düzeyi.Devlet
Hegel bireylerin egoist çıkarlarından hareketle yoğun sosyal bağlar olduğunu söyler.İlişkileri birbiriyle bütünleyen bağlar sosyal bağların biçimini belirler.
Hegel’in Yöntemi:Liberal,burjuvazi ve ekonomi-politiğin odaklaştığı bir toplumda yetiştiği için birey herşeyin temelindedir.Aydınlanmacı felsefenin arkasındaki olguları kabul etmektedir:
1.)Aklın laikleşmesi,
2.)Yönetim araçlarının teknik olarak rasyonelleşmesi,
3.)Modern kapitalist ekonomi.
18. yüzyıl faaliyetlerini tinsel bir çözülme olarak görür.Tinsel olan devletin bağdaşmasını başarısız görür.Rousseau’nun “genel irade” anlayışı onu çok etkilemiştir. “Genel irade,kendi başına hareket eden bireylerin değil,bir etkileşimin ürünüdür” der.Buna bağlı olarak,Hegel için tek birey değil,topluluk içindeki birey ve etkileşim önemlidir.
Kant’ın pratik felsefesi faydacılığı ve bireyciliği meşrulaştırır.Hegel, “Kant,benliğin moral biçimlerinin ve pragmatik yönlerinin nasıl birleştirilecekleri sorununa cevap verememiştir” der ve onu bu açıdan başarısız bulur.Moral topluluktan ziyade moral bireyleri hedefler.Kant’ın epistemolojisini başarılı bulur.Çünkü Kant epistemolojisinde pozitif bilgi arayışındadır.Fakat hegel,Kant’ın aksine “insan aklı insanın doğuştan getirdiği bir şey değil tarihseldir” der.Salt mantık tümüyle bireysel düzeyde kalır sözüyle,Kant’ı eleştirir.”Asıl önemli olan bilinçtir.Bilinç,mantığın tarihsel olarak nasıl biçimlendiğini belirler.” der. “Hiçbir insan topluluğu kendini tam olarak algılamada başarılı olamamıştır.Kendi üretimi olan sosyolojik koşulları anladığı zaman başarılı olur.Bu anlama insan bütünlüğünün ilerlemeci gücüdür.Sosyal bireylerin,dünyanın ve sosyal varlıkların biçimlenişine karşı yansıtıcı olmaları gerekir.” der Hegel.
Aklın ve bilincin tarihsel ilerleyişinin nesnelleşmesi,topluma yansıması bizi Hegel’in diyalektik düşünme anlayışına götürür.Diyalektik,Yunan felsefesinde başlayan ve Hegel ile devam eden bir kavramdır.Shaly,diyalektiği bir evren yasası haline getirmiştir.Hegel ise diyalektiği hem evren yasası hem de bir düşünme yasası haline getirmiştir. “Diyalektik hem düşünme formu,hem de evrenin işleyiş tarzıdır.Düşünce ile evren akıl ile varlık birbirinin dışında değildir,birbirine içkindir,eştürdendir.” der Hegel.Bu nedenle akıl asıl gerçeği düşünebilir,bunu hiçbir ampirik desteğe ihtiyaç duymadan yapabilir.Kısaca Hegel’de idealist düşünce, “varlığın düşüncede kavranılması ve görülmesidir.” (Platon ve Aristo gibi) Bu da kavraları birbiri içinden türeterek bir kavramlar sistemi yapma biçimidir.Bu sistem şu şekilde kurulacak: Sistemin başındaki kavram ‘varlık’tır.Ama varlığı bu şekilde bırakırsak içerikten yoksun ve boş bir kavram olur.Bu haliyle varlık yokluğa eşittir.Varlığı yokluk olmaktan çıkaran ‘oluş’ tur.Düşünce,oluş’u keşfettiği anda diyalektik olarak çalışmaya (kavramları birbirinden üretmeye) başlar.Bu işlem,varlığı bir kavramlar sistemi içinde toparlayıncaya kadar sürüp gider.(somut yaşamda örneğin mutlakiyetçi bir devlet yapısı) Bu işlem tamamen mantıksaldır.Bu süreç insanı bir ereğe yönlendirir.Tüm sürecin temelinde düşünme,akıl ve tin vardır.Tinin ereği kendi bilinç ve özgürlüğüne erişmektir.Bu da üç basamakta gerçekleşir:Tin önce kendi başına doğadadır.Doğada tin kendi başına oluş’tan kopmuş,kendine yabancılaşmıştır.Bu çelişki tinin üçüncü basamakta yani kültür ve tarihortamında yeniden kendini bulmasıyla senteze ulaşır.
Sivil toplum ve Devlet:Birey,toplum ve devlet arasındaki ilişkilere yönelmiştir.Bireyin sosyalizasyonunu sağlayan aile,toplumun üzerinde durur.Toplumdaki sosyalizasyon çıkarlara, ailedeki duygulara,devletteki ise akla dayanır.Bireylerin,egoist çıkarlarını tatmin etme sürecinde birey,sivil toplumun üyesi olur.Ama sivil toplum devletle uzlaşım halindedir bunu sağlayan ise ailedir.Sivil toplumla aile arasında bir uzlaşma aranır.Birey ailede şunu öğrenir:”Kendi çıkarlarımı tatmin için diğerlerinin çıkarlarının oluşmasında da özveride bulunmalıyım.” Uzmanlaşma arayışının temelinde bu vardır.Devlet üst bir mantıktır,en mükemmeldir.O en üstle uzlaşım en iyidir,ahlaklılıktır.Dolayısıy la toplumda bir işbölümü ve mücadele kabul ediliyor.Aslında birey bu mücadelede ötekinin çıkarına da organik destek vermesi gerektiğini aileden öğreniyor,sivil topluma taşıyor.Burada mutlak bir devlet anlayışını görüyoruz:Ulusal devlet.
Bu anlamda sivil toplum,kurumsallaşmış yasal koruyucularıyla birlikte sosyo-ekonomik ilişkilerin bütünüdür.Bu anlamda sivil toplum yeni bir kavram değildir.(Locke’tan beri burjuvazinin düşüncesi) Sivil toplum içindeki düzenleme Adam Smith’in ‘görünmez el’ kavramını andırır.Bu benzetmeyle Hegel liberalizme yaklaşır.Hegel sivil toplumun negatif yönünü de eleştirir.Sivil toplumun kontrol edilmemiş bir mekanizmanın ürünü olduğunu,mantık ve bilincin ürünü olduğunu söyler.Bu,ekonomik bir zorlamanın ürünüdür ona göre.Onun için bu niteliği içinde sürdürdüğü süreç içinde bir kutuplaşma vardır.Bir uçta aşırı zenginlik diğer uçta ise aşırı fakirlik.Burjuva toplumunu bir özgürleşim toplumu olarak görürken diğer yandan da aslında gerçek özgürlüğün olmadığını anlatır.
HÜMANİST SOSYOLOJİ (WEBER ve SİMMEL)
Her iki düşünür de eleştirel sosyolojiye hizmet etmiş,onu sistematik hale getirmişlerdir.Hümanist sosyoloji,Alman Düşünce Okulu’nun yansımasıdır.Buradaki hümanizm insan üzerinde özne olarak odaklanmayı ifade eder.Hümanist sosyolojinin ilke edindiği sayıltılar şunlardır:
1.)Etkileşimcilik:Asıl önemli olan insanlar arasındaki etkileşimdir ama burada önemli olan insanların bilinç düzeylerindeki oluşan soyut toplum ve bunların öğelerinin yakalanmasıdır.Etkileşimde asıl önemli olan o soyut öğelerin birbiriyle olan etkileşimidir.Somut,soyutun körüklediği bir yansımadır.
2.)Antinatüralisttir.(Tarihsel ve tinsel yasaların doğal yasalarla belirlenemeyeceği düşüncesi)
3.)Toplumsal etkileşimin öznel doğası vardır.Hümanist sosyoloji,bilinçli öğeler olarak bireylerin karşılıklı katılımı,bireylerin birbiriyle olan etkileşimini inceler.Yani kendi davranışları çerçevesinde diğerleriyle etkileşim halinde olan bireylerin hem etkileyip hem etkilendikleri varsayılır.Bu durum, tarihsel süreçte bilinçte biriken değerlerle gerçekleşir.Bu bağlamda etkileşim,basit bir uyarıcıya mekanik bir tepkide bulunmak değildir.Çünkü buradaki etkileşim,anlamlar düzeyindedir, içselleştirilmiştir.
4.)Anlama gereksinimi.İlk üç sayıltının doğal sonucudur bu.
SIMMEL: (1858-1918)
Sistematik olmayışı onun temel bir kuramının olmamasına yol açmıştır.Kötü bir dönemde yaşamıştır.Vahşi kapitalizm hızla yükselmekte ve faşizmin ayak sesleri duyulmaktadır.Kant’ın doğal felsefesi üzerine doktora yaptı.Antisemitizmden hep şikayet etti.Yahudidir.Weber’in tersine ekonomi ve politikada başarısızdır.Simmel,Weber ve Tönnies Almanya’da sosyolojiyi yerleştiren isimlerdir.Estetik üzerine çalışmıştır.31 kitap,256 makalesi vardır.Bütün yaşamı Berlin’de geçmiştir.Dolayısıyla sosyoloji kültürel düzeyi yüksek kentsel ilişki kalıpları üzerine kuruludur.Mekanik ve yüzyüze olmayan ilişkilerin kişilikleri ne şekilde etkilediği üzerinde durur.Modern kent insanını,kent yaşamının analitik kafalı ancak sinirli ve davranış bozukluğu gösteren bir tip olarak tanımlar.Simmel’in çalışmaları bu tipin nasıl ortaya çıktığını anlamak ve yorumlamak üzerinedir.Çalışmalarında oldukça mikro düzeye iner.Burada makro sosyolojinin adeta sona erdiği görülür.19. yüzyılın sonuna kadar çoğu Alman akademisyen bilim ve kültürde bütüncül bir düşünce oluşturmuştur.Ancak Weber-Simmel döneminde bu düşünce kopmaya uğrar.
Sanatçı ve entelektüellerin genç nesli Prusya ortodoksluğuna karşı çıkmakta ve bir grup entelektüel ise gelenek ve aristokrasi yanlısıdır.Bu iki eğilim sürekli çatışma halindedir.Simmel de bu karşıtlığı yaşamaktadır.Berlin’deki sosyalist gruplarla ilişki kurar ama bu katılığa karşı çok etkin olmamıştır.Simmel Alman idealizminden,Comte’dan,Spence r’ın evrimci anlayışından, Kant, Hegel ve Schopenhour’dan etkilendi.Kant’ın bilgi anlayışı olan edinilen bilginin öznede yorumlanarak dışavurumu düşüncesi onu oldukça etkiledi.En çok ise Dilthey ile uyuşur.Dilthey’ın tarihsel olayların arka planına bakarak yorumlanması gerektiği düşüncesine tam olarak katılır.Tarih ve toplum nasıl mümkündür sorusuna şöyle cevap verir:Tarih ve toplum,düşünmede ve yaratmada kullanılmış olan önermelerin (a-priori) analizinde temellenir.Burada olayın betimlenmesi değil,onun arka planına geçerek anlaşılması gereklidir.Yani düşünceden hareket sözkonusudur.Bu noktada Kant’ın da ötesine geçer.Tarih ve toplumu bilginin nesnesi yapan, toplumsal bireylerin üzerinde bağlayıcı olan sosyolojik önsellikler için arayışa girer.
Simmel,arkadaşlarının tarihsel realizm kapanına düştüklerine inanır.Onlar tarihi olduğu andaki gibi yakalayıp anlayabileceklerini düşünür.Bu noktada,Kant’ın emprisizm eleştirisi ile tarihsel gerçeklik eleştirisini birbiriyle örtüştürmeye çalışır.Ve Kant’ın bu noktada a-priori ifadelerini soyut bulur, somutlaştırılması gerektiğini savunur.Bu önseller doğal dünyadaki gerekli olan en genel koşulları betimler. Halbuki burada en genel koşulların içinde o denli mikro düzeyli koşullar vardır ki,genelin anlaşılması için onların anlaşılması gereklidir.
Tarihçiler uyum içindedir.Bireylerle deneyim niteliksel olarak doğayla deneyimden çok farklıdır.Toplumsal öğeler insanlar açısından birer objedir.Burada obje ve suje etkileşimi sözkonusudur.Bu bağlamda her an bir öznel yan söz konusudr.Dolayısıyla insanların oluşturduğu bilgi bütünlüğü doğal olandan farklıdır.
Birbirimizi sosyal bireyler olarak görmeden önce yapmamız gereken önselleri (önyargı) ele almaktır.Çünkü bütün kaygısı bilginin temellendiği biçimi açığa çıkarmaktır.Bunu yaparken şu soruları sorar: -Diğerleri hakkında ne bilebiliriz,-Kendi doğrularımızdan ne derece emin olabiliriz? Yine geldiği noktadan hareket eden Simmel,şunu ifade eder:Toplum bütünlüğünün bir gözleme ihtiyacı vardır.Çünkü toplumun kendisi bilinçli bireylerdir.Birey ve gruplar olarak kendi içlerinde şeyler olarak soyutlanmışlık göstermezler.Çünkü bu birimler ilişkisel düzeyde zaten vardır.Diğerini doğrudan veya bütünüyle bilemeyiz.Fakat bilme, ancak öznellikler arası etkileşim araçsallığıyla mümkündür.Doalyısıyla sosyolojinin en temel ilkesi,bu öznellikler arası etkileşim sistemi bağlamında oluşan etkileşim formlarının içine girip onları anlamaktır.(Hegel etkisi)
Simmel Hegel’den nesnelleştirme anlayışını almıştır.Özellikle obje ve suje arasındaki diyalektik ilişkide. “Bireyler sosyalize oldukça,sosyal ilişkilerin anlamını kavradıkça kendileri için özgün anlamı olan kültürel,politik,estetik objeleri yaratır.(yani,öznel kültürü)Ama etkileşim içinde yaratılan,bir objektif kültürdür,bu nesnelleşmiş kültürdür.Yani yaşam süreci içinde öznel bir yaşam yaratmıştır birey.Bu birikimlerin etkileşimiyle bir araya geldiğimizde bireyselin üstünde bir kültür yaratılır.İşte burada bireysel olanla onun üstündeki yaratılan sürekli çatışır.”
Simmel Marx’tan da etkilenmiştir,onun modelini reddetmez.Fakat Marx’ın gelişme ve değişme modelinin sadece üretim ilişkileri temelinde değil daha başka alanlarda da önemli olduğunu söyler.Simmel’e göre yaşam enerjisiyle yapılar arasındaki çatışma süreklidir.(Burada çok yüzeysel düzeyde diyalektik var.)Schopenhour etkisi var.Schopenhour’a göre insan iradesi her birey içinde yaşayan itici güç niteliğinde bir enerji kaynağıdır.Bu güç,öznellik anlayışının ve dışsal gerçekliğin kaynağıdır.Çünkü insan içsel potansiyeli ile enerjisini yeniden yaratmak güdüsüne sahiptir.Bu irade ancak içe bakışla incelenebilir.Sanat bu amaca en uygun olan araçtır.Sanat katıksız bir düşsel dünya yaratmaya olanak verir.Bu yaratma yeteneği yaşayan oluş dünyasıdır.Daha doğrusu bir iç tepidir.(impuls)Simmel bu düşünceyi kabul eder. “Yaşam transandansı estetikte kendisini en açık bir biçimde dışa vurur” der.
Psikoloji bireysel organizmanın iç tepilerini inceler ama bu enerji bir şekilde bir oluş olarak dışa yansır.Sosyoloji bu iç tepilerin gerçekleştirilmesini sağlayan ilişki biçimlerini inceler. Simmel, bireylerin oldukça kompleksbir yapıda ve sistematik bir şekilde deneyimlerini somutlaştırdıklarını söyler.Simmel’de toplum bir etkileşim gerçekliğidir.
Biret toplumsal bir varlık olduğundan soyut ve somut öndeğerlerle hareket eder.Soyut önseller her toplumda bulunur.Bireyler kendileri ve diğerlerine ilişkin belirli sayıltılar taşımadıkça toplumsal yaşamın mümkün olamayacağını söyler.Toplumsal yaşama temel olabilecek üç önsel üzerinde durur:
1.)Bireyler toplumun hem içinde hem dışındadır,
2.)Bireyler etkileşim ağı içinde hem suje hem objedir,
3.)Bireylerde kendini doyuma ulaştırma ve geliştirme,tamamlama enerjisi halindedir.Yani bireyde hep,bir benlik mücadelesi vardır.
Aynı zamanda toplum kendisini bütünleşmeye yöneltme itisi içindedir.Ama bireyin içsel bütünlüğü öznelliği,öznel bilinci,bu bilincin bütünlüğü toplumun içsel bütünlüğüyle genelde karşıttır.Simmel çatışmacıdır,çatışmayı bu anlamda ele alır.
Organizmacı okulları reddetmiştir.Spencer’ın organizmacı anlayışını da. Çünkü Simmel’e göre toplum, etkileşim halinde olan bireylerin ilişkisinden oluşur. Bu toplum toplumun sayısının üzerinde bir şeydir.Sendika,devlet,aile bu etkileşimin billurlaşması,somutlaşmasıdır. Bu bağlamda yanıt aradığı sorun:insanlara ne oluyor,insanlar hangi kurallara göre davranıyor? sorusudur.Grup içinde birey Simmel’in hareket noktası olduğuna göre o halde insan ilişkileri veya sosyalizasyon sosyolojinin temel konusudur.Özetle sosyoloji,toplumun geometrisini inceler.Birey davranışları hareket noktasıdır.Çünkü birey toplum içinde sosyalleşir ve onunla belirlenir.Ancak birey-toplum gerginliği her zaman vardır.Çünkü birey toplumla ilişki halindedir.Kendisi için olduğu kadar toplum için de vardır.Dolayısıyla ne tam toplumsaldır, ne de bireyseldir.Birey öznel bilinciyle sosyal bilinci aşmayı ister.Bu çerçevede çatışma kaçınılmazdır.Bu gerginlik yaşamın özüdür.
Toplumsal olguların nedeni,değer yargıları,özlem ve çıkarlar çerçevesinde insanlar arasındaki ilgi ve ilişkiye bağlıdır.Bu ilgi ve ilişkinin niteliği,uyum ve ortaklaşa çalışma veya uyumsuzluk ve anlaşmazlık biçiminde koyar.Dolayısıyla çatışma bir çeşit toplumsal biçimdir.Ama çatışma çok farklı boyutlarda biçimlenir.Bu ilişkinin temelinde gereksinme,nefret,kıskançlık,i stek ve özlemler gibi psikolojik nedenler yatar.Bu çatışma sürekli bir oluşum ve dönüşüme yol açar.
Simmel için birey ve toplum birbiri içine girmiş bütünlüklerdir.Biri yoksa diğeri de yoktur.Bireyler doyum sağladıkça ve dış objelerle ilişkiye girip onları etkiledikçe,onlardan etkilendikçe benlik bilinci oluşur
Sosyolojinin Amaçları
Sosyolojinin Amaçları
- Toplumları, içinde bulundukları yere ve zamana göre, nesnel ve somut koşullarıyla anlamak.
- Toplumların tarihsel gelişim sürecinde geçirdikleri değişimin etkilerini ve yönünü açıklamak.
- Farklı toplumlar arasındaki benzerlikleri saptayıp genellemelere ulaşmak.
- Mevcut toplumsal verilere dayanarak ileride ortaya çıkacak olaylarla ilgili öngörüde bulunmak.
Sosyolojinin Özellikleri
• Sosyoloji, tek tek bireylerin sorunlarıyla değil, toplumu ilgilendiren sorunlarla ilgilenir. Örneğin sosyoloji, ilk bakışta bireysel bir sorun olarak algılanan “intihar” olayının toplumsal boyutuyla ilgilenir. E. Durkheim, “İntihar” adlı çalışmasında, savaş dönemlerinde intihar olaylarının azaldığını, toplumda kuralsızlık halinin yaşandığı ekonomik kriz dönemlerinde ise intihar olaylarının arttığını göstermiştir.
• Sosyolog, toplumsal olayları kendi değer ve beğenilerinin etkisi altında kalmadan nesnel (objektif) olarak inceler. Durkheim’ın deyişiyle sosyolog, toplumsal olayları “bir eşya gibi” ele alır.
• Sosyoloji, olanı olduğu gibi inceler. Ahlak, hukuk, din gibi bireylerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin kurallar koymaz. Bu anlamda, sosyoloji kural koyucu yani normatif değildir. Örneğin, sosyoloji yardım etmeme davranışını iyi ya da kötü olarak değerlendirmez.
• Sosyoloji doğa bilimleri gibi deneysel bir bilim değildir. Çünkü, sürekli değişim halinde olan toplumsal olayları ve toplumsal çevreyi laboratuar koşullarında gözlemlemek ve yönlendirmek olanaklı değildir.
• Sosyoloji, toplumsal kurumların (aile, din, eğitim, devlet, hukuk) yapılarında ve işlevlerinde meydana gelen değişmeleri, tarihsel evrim süreci içerisinde inceler. Örneğin, Cumhuriyet devrimiyle beraber din kurumunun işlevinde meydana gelen değişmeler sosyolojinin alanına girer.
• Sosyoloji, toplumsal olguların nedenlerini bireylerde değil diğer toplumsal olgularda arar. Örneğin, köyden kente göç olgusunu inceleyen bir sosyolog, bu olguyu bireysel tercihlerle açıklamaz. Göçün nedenini tarımda traktörün kullanılmasına, sulu tarımın yapılmamasına, miras yoluyla toprakların parçalanması vb. gibi diğer toplumsal olgulara bağlar.
• Sosyoloji, toplumsal yapıyı bir bütün halinde inceler. Diğer toplumsal bilimler toplumsal yaşamın farklı yönlerini ayrı ayrı incelerler. Örneğin, sosyal antropolog kültürel yapıyı; ekonomi, mal ve hizmetlerin üretimini, bölüşümünü ve tüketimini; tarih, geçmişte olup bitenlerin nedenlerini belgelere dayanarak saptamaya çalışır. Sosyoloji ise, toplumsal yapı içerisinde yer alan kültürel öğeleri, ekonomik ilişkileri, tarihsel geçmişi, coğrafi konumu bilmek zorundadır. Bu yüzden de sosyologlar sürekli olarak diğer toplumsal bilimlere başvurma gereksinimi duyarlar.
Eğitim Sosyolojisi Nedir ?
Eğitim Sosyolojisi Nedir?
1.1 Kavramlar üzerine
Eğitimden Bahsedildiğinde, Genellikle, Eğitim Işine Eğitimci Ve öğrenci Olarak Katılanlar; öğretmenler Ve öğrenciler, çocuklar Ve Gençler, Anaokulu öğretmen Ve Bakıcıları, çıraklar Ve Ustalar, Anne-babalar Ve Okul Yöneticileri Vs. Akla Gelir. Yâni Eğitim Deyince Ilk Akla Gelen,eğitici Ile Eğitilenler Arasındaki Kişisel Ilişkilerdir. Daha Açık Bir Söyleyişle; öğretmen Ili öğrenci Arasındaki Karşılıklı Ilişkilerin şekli Ve Izleri, çocuk Gelişiminin Ortaya çıkardığı Ihtiyaçlar, Eğitsel Ilişkinin Meydana Geldiği Okul Ve çevre Ortamı, Eğitime Etki Eden çevre Faktörleri, çocukların Tecrübe Kazanmaları Ve Yetenekleri, Eğiticinin Pedagojik Hedefleri, Kullanılan Eğitim Araç Ve Metodları Ile Ilgileniriz.
Eğitim, Toplumun Sosyal Kurumlarından Bir Tanesidir. Her çocuk Belirli Bir Aile Içinde Doğar, Belirli Bir Sosyal Tabakanın Dilini Ve Görgü Kurallarını öğrenir, Bir Köy Veya şehir Ortamında Büyür, Ilkokulda Ve öğretim Sisteminin Diğer Okullarında Okur. Küçük çocukluk Yaşlarından Itibaren çeşitli Arkadaş çevredeki Içine Girerek Oyunlarını Bu çevreler Içinde Oynar, Sohbet Eder, Bu Gruplarla Bütünleşir. Kitap, Gazete, Dergi Okur; Sinemaya, Tiyatroya Gider, Radyo Dinler, Televizyon Seyreder... Bütün Bunlar Insanların Ve özellikle Yeni Yetişen Nesillerin Içinde Yaşadıkları Toplumdan Etkilenme Yollarından Bazılarıdır. Içinde Yaşanılan Bu Ortamlar, çocukları Ve Gençleri Hayatın Amacı, önyargılar Ve Değer Hükümleri, Tutumlar, Vaziyet Alışlar, Bütün Düşünce Ve Davranış Yönlerinden Etkiler, Yönlendirir Ve Kalıplaştırır. Işte Burada Kısaca Değinilmeye çalışılan Toplum Ile Eğitsel Yetiştirme Arasındaki Karşılıklı Ilişkileri, Bağlantıları Ve Etkilemeleri Inceleyen Bilim Dalına Eğitim Sosyolojisi Denir.
Türkiye'de "eğitim Sosyolojisi" Olarak Adlandırılan Bilim Dalı, Dünyada Kendisi Ile Ilgili Literatürdeki Ikili Yaklaşımın Ikisini Birden Ifade Etmektedir. Bu Bilim Dalının Tarihinde özellikle Etkili Olmuş Bu Ikili Yaklaşım şunlardır: Türkçeye "eğitim Sosyolojisi" Olarak çevirebileceğimiz "sociology Of Education" ("erziehungssoziologie", "soziologie Der Erziehung"), Toplumun Sosyal Yapısını Bir Bütün Kabul Ederek Onun Kurumlarından Birisi Olan Eğitimi Ele Alıp Incelemektedir. Burada Sosyolojik Metodlar Kullanıldığı Gibi, Araştırmaların Odak Noktası Ve Konuya Bakış Açısı Da Sosyolojiktir. Türkçeye "eğitsel Sosyoloji" Olarak çevrilebileceğimiz "educational Sociology" ("paedagogische Soziologie") Ise Odak Noktası Olarak Eğitimi Almakta; Eğitim Sistemi, öğretmen-öğrenci Ilişkileri, Sınıfların Durumu, Ders Programları, Eğitimde Uygulanan Metodları Vs. Incelemektedir. Yaklaşımlar Farklı Olmasına Rağmen Ele Alınan Konular Aşağı Yukarı Aynı Olduğu Için, Eğitim Sosyolojisi Derslerinde Her Iki Yaklaşımın Da Eğitim Ve Toplum Konularını Ele Alma Tarzları Ve çıkardıkları Sonuçlar Birlikte Verilmeye çalışılmaktadır. Zaten Son Yıllarda Bu Tartışmaların En Yoğun Olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde De Iki Akımın Birbirine Yaklaştığı Ve Birleştiği Görülmektedir.
__________________
Sosyoloji Bilimi Ve Tarih Bilimiyle Ilişkisi
Sosyoloji Insanları Ve Gruplarıyla Toplumların Incelenmesidir. Sokaktaki Insandan, Küresel Süreçlere Kadar Geniş Bir Inceleme Alanına Sahiptir. Sosyoloji Tamamen Toplumsal Düzenle Ilgili Olan Tüm Olguları Diğer Bilimlerden Seçip Alarak Kendi Alanına Dâhil Etmiştir.
Sosyoloji Hayatı Bilinçli Bir şekilde Yaşamamıza Yardımcıdır. Sosyoloji Toplumsal çevrenin Düşüncelerimizi, Duygularımızı, Davranışlarımızı Nasıl Etkilediğinden Hareketle Kendimizi Daha Iyi Anlamamızı Sağlar.
Sosyolojinin Konusunu şöyle özetleyebiliriz; Insan Doğa Ve Insan Insan Ilişkisinin Dinamik Bütünü Olan Tüm Soyut Ve Somut öğeleriyle Toplum, Toplum-doğa Ve Toplum-insan Ilişkisinin Bir Yapıda Biçimlenmesi, örgütlenmesi Ve çözümlenmesi(bir Diğer Deyişle Toplumsal Yapı Ve Dinamiği), Toplumsal Yapıda Meydana Gelen Değişmeler. Kısacası Toplum, Toplumsal Yapı, Değişme Gibi Süreçler Ve Varlıklar, Sosyolojinin Konusunu Oluşturur.
Sosyolojinin Amacı Ise; Toplumu Yâda Toplumsal Ilişkileri Bilimsel Olarak Incelemek, Kalıplaşmış Düzenliliklerden Hareketle Bu Konulardaki Toplumsal Kurallara Ve Yasalara Ulaşmaktır. Sosyoloji Toplumsal Bütünlüğü Amaçlar. Toplumsal Ilişkileri, Kurumları, Değerleri Bu Bütünsellik Içinde Inceler. Toplumsalı Içeren Tüm Varlıkların Veya Bütünün Kendisine
Sosyal Fobi ve Kaygı Oluşturan Durumlar.
Sosyal fobide kaygı,öncelikli olarak görülen durumlardan biridir. Sosyal fobide kaygı oluşturan durumlar iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.
Sosyal etkileşim gerektiren durumları Sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım,başkalarının önünde yeme ,içme ,yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.
Sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda ihtiyacını giderme örnek olarak verilebilir.
Sosyal Fobiyle Sosyal Heyecan Arasındaki Farklar Nelerdir?
Ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı klinik düzeyde bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. İnsanların bir iş yaparken, herhangi bir davranışta bulunurken, özelliklede birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. Hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı etkisi olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.
Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. Çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz.Temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekir.
Sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üzerinde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır. Bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duymalıdır.
Sosyal Fobi ve İlaç Kullanımıı.Fobiler en yaygın psikiyatrik hastalık grubudur. Hayat boyu fobi yaygınlığı % 33.4 olarak bulunmuştur. Bu oran sosyal fobi için % 111.5 dir. Özellikle sosyal fobinin tedavisi son yıllarda tartışılan önemli bir konu haline gelmiştir ve bunun sonucu olarak farmakoterapötik dikkat bu hastalık üzerinde yoğunlaşmıştır
Sosyal fobinin tedavisinde kullanılan ilaçlar şunlardır: Benzodiazepinler
-Antidepresanlar
-Buspiron
-Beta Blokerler
Benzodiazepinler: Özellikle yüksek potensli benzodiazepinler, örneğin klonaze-pam, alprazolam gibi, yüksek dozda ve uzun süreli kullanımda etkin bulunmuştur. Ancak bu ilaçların bağımlılık yapıcı etkisi ve sosyal fobide alkol ve madde kötüye kullanımının yüksek oranlarda olduğu unutulmamalıdır.
Antidepresanlar: Sosyal fobi tedavisinde trisiklik, SSRI ve RIMA türü antidepresan ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların hepsinde plaseboya üstünlük gösterilmiştir. Ancak yüksek doz kullanımın da etkisiyle ve trisikliklerin rahatsız edici yan etkilerinin fazla olması nedeniyle ilaç bırakmanın fazla olduğu gözlenmektedir. Bir MA-Ol olan fenelzin ile RIMA olan moklobemid karşılaştırıldığında eşit düzeyde etkin bulunmuştur. Moklobemidin düşük yan etkileri ve kullanım kolaylığı dolayısıyla bu hastalıkta başarılı bir şekilde kullanılabileceği gösterilmiştir. Aynı şekilde SSRI la-rm yüksek doz ve uzun süreli kullanımının da sosyal fobi tedavisinde etkinliği gösterilmiştir.
Buspiron: Anksiyolitik bir ilaç olan buspironun antifobik etkisi olmadığını öne süren araştırmacılar olduğu gibi, yüksek dozlarda kullanımının sosyal fobide etkin olacağını belirtenler de vardır.
Beta Blokerler: Sosyal fobide kullanımlarının özellikle performans anksiyetesin-de etkili olabileceği bildirilmiştir. Bazı hallerde anksiyetenin fizyolojik belirtilerinin giderilmesinin sosyal fobi tedavisinde dolaylı katkı sağlayacağı düşünülerek kullanılabilir.
Ancak bütün Beta Blokerlerin aynı etkileri göstermeyebileceği unutulmamalıdır. Örneğin Atenolol ün plasebo ile karşılaştırıldığı bir çalışmada plaseboya üstünlüğü gösterilememiştir.
Özgül fobilerin tedavisinde benzer ilaçlar kullanılmakla beraber tedavi ağırlığı başta davranış tedavileri olmak üzere ilaç dışı tedavilerdir. Aynı şekilde sosyal fobi tedavisinde de ilaca ilaveten davranışçı ve diğer tedaviler kullanılabileceği gibi , sadece dinamik tedavileri kullanan veya sadece kognitif davranışçı tedavilerle başarılı sonuçlara varanlar da vardı


